ISSN 1302-2636
TASARIM + KURAM DERGİSİ - Tasarım Kuram: 15 (28)
Cilt: 15  Sayı: 28 - 2019
EDITÖRDEN
1.Editörden
Burcu Selcen Coşkun
Sayfa V

ARAŞTIRMA
2.Yersel Lazer (Nokta Bulut) Tarama Yöntemi ile Rölöve – Restitüsyon - Restorasyon Projesi Hazırlama Süreci ve Bir Örnek: Elazığ Harput Kale Hamamı
Türkan İrgin Uzun, Yakup Spor
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.95867  Sayfalar 1 - 26
Bu makale kapsamında Elazığ Belediyesi KUDEB tarafından hazırlatılan Harput Kale Hamamı rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin hazırlanma sürecinin sonucunda tarihi değeri yüksek olan hamam yapısı ile ilgili elde edilen teknik ve mimari bulgular yer alacaktır. Hamamın restorasyon projelerinin hazırlanma amaçları, yapıyı belgelemede kullanılan iki ayrı yöntem ve bu yöntemlerden birinin tercih edilme nedenleri, projeyi tamamlama sürecine yönelik pozitif kazançlar gerekçeleri ile ele alınacaktır. Geleneksel yöntemle başlayan ve üç boyutlu lazer tarama yöntemi ile devam eden süreç yapının fotogrametrik görüntülerinin Cad ortamına aktarılması ve proje sürecinde açığa çıkan hamamın mekansal ve yapısal birimlerine ilişkin bulgular, karşılaşılan problemler ve problemlerin çözümü konusunda izlenen yöntemler makale konusunu oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen verilerin bilgisayar ortamında işlenerek hamamın, plan, kesit, görünüş ve 3 boyutlu modellerin oluşturulma safhaları teknik ayrıntılarıyla ele alınacaktır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre yersel lazer tarama yönteminin tarihi miras belgeleme işinde detaylı, hassas ve 3 boyutlu veri elde etmek için uygun ve güncel bir yöntem olduğu gerekçeleriyle makalede yer almaktadır. Makalede kültürel ve tarihi miras geçmişi 17.yy’ın ilk çeyreğine tarihlenen Kale Hamamı’nın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projesi hazırlama ve onaylanma evrelerinde karşılaşılan yapısal hasarlara ve teknik bulgulara değinilerek bu bulguların arkeoloji, mimari ve kültürel miras alanlarında çalışacak araştırmacılara örnek teşkil etmesi amaçlanmıştır. Böylece Elaziz Kale hamamına ait yapısal ve dijital verilerin literatürdeki bilinmeyenleri tamamlayarak alanına katkı sağlaması amaçlanmıştır.
As a result of the preparation of the survey, restitution and restoration projects of the Harput Kale Hamam, which was prepared by Elazığ Municipality KUDEB, the technical and architectural findings related to the structure of the bath, which has a high historical value, will be included. The purpose of preparation of bath restoration projects, two different methods used in documenting the structure and the reasons for choosing one of these methods will be handled with the reasons for positive gains for the completion of the project. The process of transferring the photogrammetric images of the process structure, which started with the traditional method and continued with the three-dimensional laser scanning method, to Cad environment and the findings related to the spatial and structural units of the bath, the problems encountered and the methods used to solve the problems are the subject of the article. The data obtained in the study will be processed in the computer environment, the plans, sections, appearance drawings of the bath and the stages of the creation of 3D models will be discussed in detail. According to the results obtained from the study, the ground laser scanning method is a suitable and up-to-date method for obtaining detailed, sensitive and 3D data in the historical heritage documentation work In this article, it is aimed to give an example to the researchers who will work in archeology, architecture and cultural heritage areas by mentioning the structural damages and technical findings encountered in the preparation and approval stages of the building, restitution and restoration project of Kale Hamam which is dated to the first quarter of the 17th century. Thus, the structural and digital data obtained from the Elaziz Fortress bath is intended to contribute to the field by completing the unknowns in the literature.

3.Çizgiyi Kentte Yürüyüşe Çıkarmak: Boğaz(İçi) Günlükleri
Bilge Bal
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.31932  Sayfalar 27 - 52
Türlü biçimlerde ve ritimlerde yolculuk, öteden beri mimarın yetişme sürecinin önemli bir parçasıdır. Yolculuk, laboratuvar, sınıf ve stüdyoda süregelen geleneksel pedagojik öğrenme pratiklerini kökten değiştirir; öğrenmenin, bilgiyi işlemenin, inşa etmenin doğasını fiziksel yer değiştirmeyle dönüştürür. Mimari yolculukların kaydı olarak tutulan eskiz defteri, bir çeşit günlük olarak bu konuyu tartışmaya açabilecek bir otobiyografik koleksiyon tanımlar.
Yolculuklarla günlükler bir epistemolojik çerçevede incelenirse yaygın iki yaklaşım ve daha az denenmiş üçüncü bir yaklaşım söz konusudur. İlk yaygın yaklaşım, bir bilenden öğrenmeye dayalıdır. Sonraki ikisi, bireyin inisiyatifle başlattığı ve mekansal deneyimler aracılığıyla doğrudan yere temasla öğrendikleri keşif yolculuklarıdır. İlk keşif yolculuğu daha benimsenmiş, yaygın ikinci yaklaşımdır; yerle daha kararlı, bilinen ve tekrar eden bir ilişkiye dayanır. İkinci keşif yolculuğuysa yerle daha otantik ilişki kuran ve işbirliği yapan, pek uygulanmamış üçüncü yaklaşımdır. Nesnel rastlantı, bilmeme hali, merak, müsaitlik, aylaklık, yavaşlık, belirsizlik, zevk ve hayal gücüyle dinamik, yaratıcı bir pratiktir.
Yolculuğu gerekli kılan deneyim merkezli öğrenmenin ilk uygulama alanını mimarların kent-içi günlük gezi pratikleri oluşturur. Yürümek, bu deneyimin en temel biçimidir. Yapılı çevre-gündelik hayat arasındaki karmaşık ve biricik ilişkiyi keşfetmek için üçüncü yaklaşım, çoğul okumaya imkan tanıyan potansiyel bir metot sunar. Mimara yürür-çizer, düşünür-gezer rolü atfeder. İstanbul’da daha az pratik edilen esrarlı bir mekan olarak Boğaz(içi), bu araştırmanın deneme alanını sunar.
Travel has long been as a part of the architect’s formation in various forms and rhythms, radically altering traditional pedagogical practices in laboratory, classroom and studio. With physical dislocation, the nature of learning, information processing and construction of knowledge are changed. The fertile travel sketchbook of the architect as a journal reveals an autobiographic collection to discuss all.
A select review of architectural journeys and journals in an epistemological framework represents two dominant approaches and a less practiced third approach. Whereas the first values learning from a conversant, the last two value individual-initiated learning from direct-site contact via spatial experiences. Whereas the second relies on known, stable and repetitive relation to place, the third relies on authentic and collaborative relation to place with objective chance, curiosity, strolling, slowness, uncertainty, pleasure and imagination, and thus is key to a dynamic and creative practice.
A walker-drawer as well as thinker-traveller role are defined for the architect. His daily stroll as walking presents the first field of experience-centered research. To explore, understand, examine and reproduct complex and unique relationship between built environment and daily life, the third promises a potential method with plurality. Bosphorus as a less practiced destination in İstanbul is chosen to experiment.

4.Soyutlama Kavramının Mekân Tasarımı Eğitimine Yansıtılmasının Önemi: 20. Yüzyıl Soyut Resim Sanatı ve F. L. Wright’ın Yapıları Üzerinden Bir İnceleme
Pelin Kaya, Saadet Aytıs
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.88700  Sayfalar 53 - 64
21. yüzyılda teknoloji, tıp, siyaset ve benzeri alanlarda olduğu gibi yapı sektörü de sürekli gelişim ve değişim içerisindedir. Bu gelişim ve değişime bağlı olarak günümüz mekân tasarımlarının sadece işlevsel gereksinimleri karşılaması yeterli olmamaktadır. Mekânlar ve kullanıcıları arasında iletişimin kurulması, mekânların özgün, yaratıcı, estetik değerler barındırması gün geçtikçe önem kazanmaktadır. Bu noktada tasarımcıların, kullanıcı ve mekân arasındaki ilişkinin özüne inmeleri ve soyut düşünme yetisi kazanmaları etkin rol oynamaktadır.
Tasarım süreci, kişinin zihninde oluşan, problemin çözümüne ilişkin oluşan ilk düşünceyle başlamaktadır. Üniversite öncesi eğitim hayatlarında soyut biçimde düşünmeye alışık olmayan öğrencilerin, zihinde oluşan bu ham düşünceyi nitelikli şekilde yorumlayamadan, mekânın sadece duvar, çatı, kapı, pencere gibi elemanlardan oluştuğunu düşünmeleri sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Öte yandan mekân oluşumu için bu elemanların olması, sınırların net biçimde çizilmesi şart değildir. Gerekliliklerin sağlandığı her türlü boşluk bir mekân oluşturabilmektedir.
Soyutlama, mekân tasarımlarının biçimlenmesini sağlayan düşüncelerin, kendi içlerinde ve birbirleriyle olan ilişkilerini kavramak için kullanılan bir yöntemdir. Bu bağlamda, mekân tasarımı eğitimi sürecinde üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Çalışmada soyutlama kavramı, mimarlıkla benzer özellikler taşıması nedeniyle 20. yüzyıl soyut resim sanatı ve 20. yüzyıl mimarisine önemli yapılar kazandırmış, Mimar Frank Lloyd Wright’ın mekân anlayışı ve yapıları üzerinden ele alınacaktır.
In the 21st century, the building sector, like technology, medicine and politics, is in a state of constant development and change. Due to this development and change, it is not enough to satisfy only the functional requirements of today’s space designs. Day by day, it is becoming more important to establish connection between the space designs and the users, and to ensure that the spaces have original, creative and aesthetic values. At this point, it is a major factor for the designers to reach to the essence of the connection between the user and the space and to gain the ability of abstract thinking.
The design process starts with the first thought about the solution of the problem that occurs in the mind of the person. It is common for students who are not accustomed to abstract thinking in their pre-university education to think that the space consists only of elements such as walls, roofs, doors and windows, without being able to interpret this raw thought sufficiently. On the other hand, for the formation of the space, it is not obligatory that these elements exist and to draw the boundaries clearly. Any area that meet the requirements can form a space.
Abstraction is a method used to fully comprehend the interrelations of ideas that shape the space designs. In this context, it is an important issue that needs to be emphasized in the process of space design education. In this study, the concept of abstraction will be examined through 20th century abstract art which has similar characteristics with architecture, and also the architectural understanding and buildings of architect Frank Lloyd Wright who has brought significant buildings to 20th century architecture.

5.E-kitap Arayüzlerinin Okuma Deneyimiyle İlişkisi
Nehir Taştan
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.7089  Sayfalar 65 - 76
Basılı bir kitabın içeriğinin bir ekran aracılığıyla aktarıldığı bir arayüz olarak tanımlanabilecek elektronik kitap (e-kitap); okuma ve bilgi edinmeye olanak sağlayan yeni bir bilgi teknolojisi ürünüdür. E-kitap; tablet bilgisayarlar, dizüstü bilgisayarlar, akıllı telefonlar, e-kitap okuyucular gibi ürün ve sistemler aracılığıyla okunabilmektedir. E-kitap ve geleneksel basılı kitabın sunduğu okuma deneyimi pek çok açıdan birbirinden ayrışmaktadır. Yürütülen literatür derleme çalışmasının amacı; elektronik kitap (e-kitap) okuma deneyiminin geliştirilebilmesi için mevcut literatürde ne tür araştırmaların yürütülmüş olduğunun incelenmesi ve tematik olarak ele alınarak, karşılaştırılmasıdır. Araştırma kapsamında ‘e-book’(e-kitap), ‘electronic book’(elektronik kitap), ‘digital book’ (dijital kitap), ‘e-reading’(e-okuma), ‘reading experience’(okuma deneyimi) anahtar kelimeleri ScienceDirect veri tabanında taranmış ve arayüz tasarımı ve ürün tasarımı ile ilgili görülen makaleler çalışma kapsamında incelenmiştir. Erişilen araştırmalar incelenerek beş ana tema altında incelenmiş ve karşılaştırılmıştır: e-kitap algı ve farkındalığı, okuma deneyimi, teknolojik ürün kabulü, kullanım amaçları, ergonomi ve kullanılabilirlik. İncelenen araştırmalar tablo halinde sunulmuştur. Literatürde e-kitap okuma deneyiminin basılı kitap okuma deneyimiyle benzeşen dokunma jestlerinin (touch gestures, sayfa değiştirme, not alma, ayraç bırakma vb.) ve ayrışan (karakter font ve boyutunun, sayfa arka plan renginin seçilebilmesi gibi, vb.) özelliklerinin kullanıcı deneyimine ne gibi katkıları olduğuna yönelik araştırmaların sınırlı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca boş zaman ve keyif aktivitesi (leisure time reading) amaçlı e-kitap okuma deneyiminin ve farklı yaş gruplarının e-kitap okuma deneyimlerinin incelendiği araştırmaların literatürde sınırlı olduğu görülmektedir.
Electronic book (e-book) is an information technology product which can be defined as an interface that transfers the content of a print book via a screen. E-books can be read through tablet computers, laptop computers, smartphones, e-book readers, etc. E-book reading experience is different from the traditional print book in many ways. The aim of this literature review is to analyze related researches in the current literature and compare thematically in order to improve the reading experience. ‘e-book’, ‘electronic book’, ‘digital book’, ‘e-reading’, ‘reading experience’ keywords were searched in Science Direct Database and articles related to interface design and product design were analyzed within the scope of the study. Accessed researches’ content were analyzed and compared in five mean themes; e-book perception and awareness, reading experience, acceptance of technological products, usage intentions, ergonomics and usability. The investigated studies are presented in tabular form. With literature review, it has been seen that the researches that investigate the e-book reading experience, the properties of e-books which are similar to traditional print book reading (touch gestures, note taking, changing the page, leaving bookmark ect.) and distinct characteristics (character font and size, page background color, etc.) are limited. Also literature review showed that researches about leisure time e-book reading experience and e-book reading experience of different age groups are very limited.

6.Kentsel Planlama için Kentin Dirençliliğini Tanımlayan Bir Ön Çalışma; İstanbul Sultanbeyli Örneği
Ayşe Özyetgin Altun, Azime Tezer
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.07108  Sayfalar 77 - 95
Bu çalışmanın amacı şehir planlama alanında çoğunlukla tartışılan bir konu haline gelen kentsel dirençlilik konusunda hazırlanmış teorik çerçeve ve saha çalışmasını sunmaktır. Çalışmada sosyo-ekolojik sistem bakış açısıyla kentsel dirençlilik değerlendirmesi kapsamı tartışması yapılmış ve literatürde önerilen sosyo-ekolojik ağ analizi yöntemi denenerek bu yöntemin planlama alanına katkısı tartışılmıştır. Sosyo-ekolojik ilişki ağları analizi ve dirençlilik değerlendirmesi için İstanbul ili, Sultanbeyli ilçesi seçilmiştir. Sultanbeyli İstanbul’un gecekondu ve kaçak yapılaşma ile 1980 li yıllardan itibaren düzensiz olarak büyümüş bir ilçesidir. Sultanbeyli halkı pek çok sosyo-ekonomik ve mekânsal kırılganlık sahiptir. Yanı sıra yerleşimin tamamı İstanbul’un önemli temiz su kaynaklarından biri olan Ömerli Havası içerisinde kalmaktadır. Kontrolsüz büyüme havzanın küçülmesinden, kirlenmesine kadar çok sayıda konuda etki etmektedir. Bu nedenle Sultanbeyli için yapılan dirençlilik değerlendirmesi tüm şehri etkileyebilecek bir konu haline gelmektedir. Araştırma iki ana koldan oluşmaktadır. Birinci kol kentsel dirençliliği tanımlama, kapsam ve yöntem geliştirmeye çalışan literatür taramasını ifade etmektedir. İkinci kol ise bu kapsamda sosyo-ekolojik ilişki ağları analizi yöntemi ile kentsel dirençlilik değerlendirmesinin denendiği saha çalışmasını ifade etmektedir. Araştırma sonucunda dirençli kent değerlendirmesinin, yönteminin ve kullandığı araçların sürdürülebilir kentsel gelişme ve stratejik planlama deneyimlerine katkı sağlayacağı tespit edilmiş olup, sosyal ilişki ağları analizi yönteminin şehir planlamada paydaş analizi ve bilgi akışı, katılım sağlama amacıyla bir araç olarak kullanılabileceği kanaatine varılmıştır.
This study aims to present the findings of a field research on “urban resilience” as well as offering an overview of some recent theoretical developments concerning the concept, which has recently enjoyed wide currency in the field of urban planning. First, it discusses the scope of resilience assessment from the social-ecological systemic viewpoint and then scrutinizes the contribution of social-ecological network analysis to the field of urban planning by employing this method in an empirical case. For the social-ecological network analyzing and resilience assessment, this study deals with the case of Sultanbeyli, Istanbul. It is a district which came into being in a haphazard fashion in the 1980s and which has grown very rapidly ever since due to informal housing and shanty settlements. The residents of Sultanbeyli are particularly vulnerable in terms of a number of socio-economic and spatial issues. Moreover, the whole area of the district lies within the Ömerli Basin, one of the largest fresh water sources for Istanbul. Unplanned growth of the district gives rise to very important environmental problems such as the shrinkage of the basin and water pollution. Thus, a resilience assessment analysis on Sultanbeyli bears on some vital issues concerning the entire city. The study comprises two main parts. First of all, a literature overview is presented regarding the current definitions and scope of urban resilience as well as the attempts to develop methods to assess it. Secondly, an empirical case is examined so as to shed light on resilience assessment by employing the method of social-ecological network analysis. It is found that the analysis of resilience assessment alongside with its method and instruments contributes to sustainable urban development and strategic urban planning. It is also argued that the method of social-ecological network analyzing is of great benefit to partner analysis, information flow, and participatory processes in urban planning.

7.Cumhuriyet Düşünüş Tarzında Bir Mantık: Ali Saim Ülgen
Serra Akboy İlk
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.44154  Sayfalar 96 - 110
Erken Cumhuriyet Dönemi’nin önde gelen düşünürlerinden Ali Saim Ülgen (1913-1963), mimar, bilim insanı, eğitimci, yazar, ve bürokrat kimliğiyle öne çıkmıştır, ancak Türk mimarlık tarihi yazımında çok yönlü çalışmalarına yazık ki yeterli yer bulamamıştır. Cumhuriyet gururunun verdiği şevk ve kültürel köklerini arayan bir milletin arzusuyla, Ülgen üstün bir gayret ile ülkesinin mimari mirasını korumaya ve belgelemeye çalışmıştır. Tarihi koruma çalışmalarından rölöve çizimlerine ve akademik yayınlarına, Ülgen’in üretkenliği, Türklerin sanatsal yaratıcılığına bilimsel bir çevre tesis etmek ve yurt genelinde akılcı tarihi koruma anlayışı yerleştirmek için mimari bir diyalog sergilemiştir. Bu yazı, Ülgen’in kaleme aldığı metinlere odaklanarak, tarihi mimarlığın bir milli kimlik biçimi ve akademik araştırma konusu olarak içiçe gelişen ilişkisini ele almaktadır.
Ali Saim Ülgen (1913-1963) was a prominent architect-scholar, educator, author, and bureaucrat in early republican Turkey, yet has remained an unusually under-studied persona in the historiography of Turkish architecture. Resonated with a republican pride of national heritage and aspiration for a nation searching for its cultural roots, Ülgen zealously studied the architectural heritage of the country. His prolific work, from preservation interventions to documentation drawings and publications, exhibits an architectural dialogue to establish a scientific milieu for the artistic creativity of Turks in the modern history. Focusing on Ülgen’s textual materials, this essay addresses the evolving relationship between historic architecture as a form of national identity and an academical subject.

8.Eğitim Mekânlarında Mobilya Tasarımı ve Aidiyet Duygusu: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kampüsü Projesi*
Meltem Eti Proto, İlayda Soyupak, Ceren Koç Sağlam
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.29200  Sayfalar 111 - 121
Eğitim ve öğrenimde belirlenen hedeflere ulaşmak; ancak bu alandaki paydaşların ilgili, istekli ve sürekli katılımcılar olmasıyla mümkündür. Eğitim mekanları ve mekanların bir parçası olan mobilyalar da paydaşların ilgi, istek ve sürekliliğini sağlamada yardımcı rol üstlenir. Özgün ve uygun tasarımlarla eğitim mekanları kullanıcılarının fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını giderecek iyileştirmeler yapmak ve çağdaş çözümler sunmak mümkündür. Bu araştırmada özgün mobilya tasarımlarının, eğitim sürecinde taşıdığı potansiyel irdelenmektedir. Bu bağlamda, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kampüsü kullanıcılarının gereksinimleri çözümlenerek, bu gereksinimlere uygun mobilya tasarımları gerçekleştirilmiş ve önerilen tasarımların yarattığı etki değerlendirilmiştir.
In order to achieve educational goals, all of the partners in the education mechanism should be interested, eager and continuous participants. Educational spaces and furniture as parts of these spaces support willingness, interest and continuity of the participants. With the help of original and suitable designs, it is possible to offer contemporary solutions and to improve educational spaces by meeting physical and emotional needs of the users. In this study, potential of original furniture designs is examined for education process. Within this perspective, needs of users from Marmara University Faculty of Fine Arts are analyzed, suitable furniture design projects are realized and impact of new designs are evaluated.

9.Eleştirel Bir Tavır Olarak Le Corbusier’nin Müzesi
Efe Duyan
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.59454  Sayfalar 122 - 137
Le Corbusier’nin farklı dönemlerde tasarladığı müze yapıları aralarındaki şaşırtıcı benzerlikler nedeniyle aynı şablondan çıkmış oldukları izlenimini verir. 1930’dan 1965’e kadar bu şablona uygun tasarımların, gerçekleştirdiği üç müzeye ek olarak çeşitli vesilelerle yeniden tasarlandığı, kent planlarına yerleştirildiği ve yazışmalarda pek çok müşteriye sunulduğu gözlemlenebilir. Bu makalede müze şablonun LE Corbusier’nin çalışmaları arasında alışmadık sıklıkta belirdiği ortaya konacak ve müzesinin eleştirel bir tavır olarak mimarlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çekilecektir
Le Corbusier’nin kendi tasarımını dikkat çekici bir şekilde tekrar etmesinin ardında müzeye yönelik kendine özgü bakış açısı yatar. Müze kendi çağını temsil etmelidir. Böylesi bir müzenin içindeki eserler asla tamamlanmayacak, zaman geçtikçe yeni nesneleri içerme gerekecektir. Dolayısıyla Le Corbusier müzesinin şimdiki zamana verdiği önemin bir göstergesi olarak sürekli büyümesini öngörür. Büyüme fikrinin doğal göndermeleri yapının genel görünümünü bir spirale büründürür; büyümenin gerektirdiği esneklik standardizasyona yönlendirir; nesnelerin anti-hiyerarşik yerleşimi serbest bir planı gerekli kılar ve serbest planın olanakları çok bakış açılı serbest bir mekan akışına kapı aralar. Corbusier’nin tasarımı, büyüme, standardizasyon, mekânsal akış ve çeşitli bakış açılarının mümkün olması şeklinde sıralanabilecek özelliklerle müze kavramını yeniden yorumlamıştır ve bir şablon olarak tüm müze projelerinde belirleyici olmuştur. Dolayısıyla sonsuza kadar büyüyen müze, kendi özelliklerini somut örneklere yansıtan ve tüm tekil projelerin kaynağını oluşturan bir fikirdir. Bu şablonun altında yeniden tanımladığı müze işlevi yatar ve Le Corbusier’nin müzesi mimarın eleştirel tavrının bir ifadesine dönüşür. Müzenin Le Corbusier için büyük önem taşımasının ardında geleneksel müze kavrayışını eleştirerek yapı tipinin işlevinin yeniden tanımlanması yatar.
The museum projects designed by Le Corbusier give the impression of being examples of a single template. Between 1930 and 1965 he countlessly proposed his typical museum for different locations and placed it into his urban plans, in addition to three realized museums. In this paper, the unusual number of the appearance of the museum template will be pointed out, and the importance of his museum for his architecture as a critical stance will be expressed.
The main reason for this persistence can be found in his unique perspective on the museum. According to him, a museum should represent its own time by growing as time passes, so that new artifacts from the present can be added. The infinite growth brings forth the spiral shape as a reference to nature; the elasticity required for the growth paves the way for standardization; the preference of an anti-hierarchic arrangement leads to plan libre, and the open-plan introduces a fluent, total space with multiple vistas. His template redefined the museum conception through the features of expansion, standardization, spatial flow, and the existence of various perspectives for the observer, all of which in turn reflect his personal vision. It is an original definition of the function of the museum expressing his critical attitude as an architect. What lies behind the importance given to his museum idea is that he completely redefined the function of the building type by criticizing the traditional understanding of the museum.

10.Geleneksel Yapım Teknolojisi Öğretiminde Bir Eğitim Aracı: Maket
Nil Orbeyi, Zeynep Ceran Keçici
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.87487  Sayfalar 138 - 149
Maket; tarihsel süreçte pek çok uygarlıkta mimari ve mühendislik projelerinden sahne ve set tasarımına, heykelden, çağımızdaki teknolojik tasarımlara kadar pek çok farklı disiplinde tasarım, keşif, sunum ve eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Programı’nda verilen Maket dersi kapsamında Osmanlı mimarlığında 18. yüzyıla tarihlenen bir kubbenin maketi yapılarak, var olan bir strüktürün boyut, biçim, malzeme ve teknolojik olarak çözümlenmesinde maketin bir eğitim aracı olarak kullanılabilirliği tartışılmıştır. Çalışmanın birinci aşamasında kubbenin bileşenleri dönem örneklerine göre ölçekli olarak üretilmiş, ikinci aşamada ise yapım teknolojisine bağlı kalınarak kubbe maketi tamamlanmıştır. Çalışmada ayrıca maket uygulamasının öğrencinin öğrenme sürecine etkilerinin sorgulanması amacıyla anket yapılmıştır. Maket yapımının restorasyon eğitiminde öğrenimi destekleyici yönüne vurgu yapılan bu çalışmadan elde edilen verilere göre teori ve uygulama becerilerinin eş zamanlı ilerlemesi durumunda; algılamanın pozitif yönde etkilendiği, bilgi ve becerinin doğru orantılı geliştiği görülmüştür.
Models have been used as tools of design, exploration, presentation and education in many different disciplines in the historical process of many civilizations, ranging from architectural and engineering projects to stage and set design, from sculpture to modern technological designs. In this study, within the scope of the Modeling Course given in the Vocational School Architectural Restoration Program, a model of a dome dating back to the 18th century in Ottoman architecture was constructed and the usability of the model as an educational tool in the analysis of the size, form, material and technology of an existing structure was discussed. In the first stage of the study, the components of the dome were produced in scale based on the samples from the same period, later in the second stage, a dome model was constructed by adhering to the construction technology. In addition, a survey was conducted to investigate the effects of model making on the learning process of the students. According to the data obtained from this study, which emphasizes the supportive aspect of learning in restoration education, in the case of simultaneous progression of theory and practice skills, it was observed that perception was positively affected, and knowledge and skills were developed in direct proportion.

11.İstanbul Konaklarında Harem ve Selamlık: ‘İstanbul’un Bir Yüzü’ Romanında Fikri Paşa Konağı
Derya Düzgün
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.43265  Sayfalar 150 - 164
Osmanlı Dönemi İstanbul Konaklarında görülen, cinsiyet örüntülerine ilişkin bir mahremiyet biçimlenişi olarak kabul edilen harem ve selamlık mekânları, 1920 yılında Refik Halid Karay’ın yazmış olduğu “İstanbul’un Bir Yüzü” adlı romanından yola çıkılarak incelenmiştir. Geleneksel Türk Evi’nin ve Türk toplumunun geçirdiği değişimler düşünüldüğünde, mahremiyet çerçevesinde oluşturulmuş sınırlamalar mekânsal farklılaşmayı beraberinde getirmiştir. Söz konusu mekânlara ilişkin var olan ayrışmanın ne anlama geldiği, mekânların içinde yaşayan bireyler tarafından nasıl kullanıldığı ve toplumsal gelişmelere bağlı olarak nasıl dönüşümler geçirdiğinin izlerini İstanbul’un Bir Yüzü romanından okumak mümkündür. Ele alınan roman, toplumsal ve sosyal yaşamı, belirli bir olay örgüsünde anlatırken, aynı zamanda konak hayatını da ele almıştır. Bu noktadan hareketle, Fikri Paşa Konağı’nın harem ve selamlık bölümlerine dair mekânsal organizasyonların yanında bu mekânların kullanım şekilleri göz önüne alınarak söz konusu mekânlar araştırılmıştır.
The harem and selamlik parts, which were seen in Istanbul mansions and accepted as a form of privacy relating to gender patterns, have been analyzed on the basis of the novel “One Face of Istanbul” written by Refik Halid Karay in 1920. Considering the changes of traditional Turkish houses and Turkish society, the limitations created within the frame of privacy have caused to spatial differentiation. It is possible to read the traces of what the existing separation relating to the places in question means, how it is used by the individuals living in the spaces, and how it transforms based on social developments from the novel “One Face of Istanbul.” The novel in hand not only narrates the public and social life within a certain story arc, but also deals with the mansion life at the same time. From this point forth, along with the spatial organizations relating to the harem-selamlik partsof Fikri Pasha Mansion, the spaces in question have been investigated by taking the forms of utilization of these places into consideration.

12.Üniversite Öğrencilerinin Zihinsel Haritalarında Kentin İmajı: Düzce Örneği
Ayşegül Tanrıverdi Kaya
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.82787  Sayfalar 165 - 178
Bu çalışmada bir Üniversite kentinin, öğrenimleri nedeniyle kentte bulunan üniversite öğrencileri tarafından nasıl algılandığı ve öğrenildiği araştırılmıştır. Bu amaçla, Kevin Lynch’in kentsel imaj kuramından ve bu kuramla ortaya konan temel kentsel imge öğelerinden yararlanılmıştır. Araştırmada, Mimarlık Bölümü öğrencilerine uygulanan anket ile öncelikle kentin imaj öğeleri saptanmıştır. Daha sonra öğrencilerin mekâna ilişkin deneyimlerinin zamana bağlı olarak farklılaşması birinci ve dördüncü sınıf öğrencilerine çizdirilen kentin imaj haritaları ile ölçülmeye çalışılmıştır. Anket formunda yer alan imaj haritalarının analizi yapılarak, öğrencilerin kentte geçirdikleri farklı yaşam sürelerine göre, belleklerinde oluşan imaj öğeleri ve kullandıkları harita tipleri yorumlanarak kenti zihinlerinde ne şekilde kurguladıkları ve öğrendikleri araştırılmıştır. Araştırma bulguları, birinci sınıf öğrencilerinin kenti ağırlıklı olarak, bölgeler ile tanımladıkları, çizdikleri ve dağınık noktasal harita tipi kullandıklarını ortaya koymuştur. Dördüncü sınıf öğrencileri haritalarında ise en çok düğüm noktalarının vurgulandığı, taslak haritaların çoğunlukla ardışık tarzda, çizgisel özellikte olduğu görülmüştür. Öğrencilerin kenti öncelikle bölgeler ile algıladığı zaman içinde yolları öğrenerek diğer imaj öğeleri ile mekânsal olarak bağlantı kurabildikleri anlaşılmıştır. Çalışma çevresel algının, kentle kurulan ve zamana bağlı olarak gelişen ilişki sonucu ortaya çıkan deneyimle farklılaştığını ortaya koymaktadır.
In this research paper, it is discussed that how a university city have been perceived and learnt by the students of university who lives there in order to have an education. For this purpose, in this study, the concept of the city image that was revealed by Kevin Lynch, and also elements of city images availed. First of all the image elements of the city were detected with the survey which was conducted with the students of architecture department. Then, the time-dependent differentiation of the students’ experience of the space was measured by the image maps of the city drawn by the first and fourth year students. By analyzing the image maps in the questionnaire form, it was researched how the students constructed and learned the images in their minds by interpreting the image items and the map types they used in their memory according to their different life span in the city. The findings of the study show that the first class students use the scattered point map type which they describe with the districts predominantly in the city. It has seen that fourth year students’ maps emphasize the most nodes and also the landmarks with paths gain more weight than the students in the first class. Besides this of their image maps have been drawn sequential type and they have linear features. As a conclusion ıt has been seen that districts were learned ın the first place and then the students have been able to establish spatial connections with other image items by learning the paths in time. The study reveals that environmental perception changes by experience that is the result of the time-dependent relationship which is established with the city.

13.“Cumhuriyet Modernleşmesi” ve “Kırsal İletişim/Kalkınma” Eksenleri Bağlamında Mekânsal Bir Model Olarak Eskişehir Çifteler Harası
Özlem Arıtan
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.94840  Sayfalar 179 - 198
Modernleşme sürecinin rasyonelleşme, sekülerleşme, sanayi-teknoloji merkezli olma gibi temel nosyonlarının devlet eliyle etkinleştirildiği Cumhuriyet Türkiyesi’nde bu nosyonlar, yerel gerçekliklerle karşılaşarak boyutlanır ve yeni mekânsal modeller ile yaşama geçirilir. Cumhuriyet’in kırsal yaşam alanında modernleşmeyi hedefleyen mekânsal modellerinin başında tarım-hayvancılık yerleşkeleri gelir. Bir bölümü Osmanlı Dönemi’nde kurulan ancak asıl gelişimleri Cumhuriyet Dönemi’nde gerçekleşen, üretim, idare, sosyalleşme, ikamet mekânlarını aynı anda içeren ve kır ile kent aradalığına ilişkin yeni arayışlar sunan tarım-hayvancılık yerleşkeleri içinde de “Eskişehir Çifteler Harası” özellikli bir konuma sahiptir. Bu çalışma da Osmanlı’dan devreden az sayıdaki işletmelerden biri olan, çevresine köy enstitüsü gibi başka kırsal modelleri de çeken ve günümüzde halen devlet mülkiyetinde etkinliklerini sürdüren Eskişehir Çifteler Harası’na odaklanacaktır. Çalışma Eskişehir Harası üzerinden geliştirilen irdelemelerle, tarım-hayvancılık yerleşkelerinin Cumhuriyet Modernleşmesi ve kırsal kalkınma/iletişim eksenleri bağlamında yarattığı dönüşümleri deşifre etmeyi amaçlamaktadır. Hara’ya ilişkin alan araştırması ve literatür tarama yoluyla elde edilen veriler üzerinden yürütülecek tartışmayla, az araştırılmış özgün bir alanı işaret eden tarım-hayvancılık yerleşkelerinin, erken Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze taşıdığı zengin mekân bilgisinin görünür kılınacağı umulmaktadır.
In the Turkish Republic where the basic notions of modernization process such as rationalization, secularization, being industry-technology centered, were activated by the state, these notions became multi-faceted by encountering local realities and were brought to life within the new spatial models. The agro-livestock settlements are the primer ones of ‘the spatial models of the Republic’, aiming modernization in rural life. This study will concentrate on Eskişehir Stud Farm which is one of the few settlements inherited from Ottoman, attracted some other rural models like “köy enstitüsü” to its own environment and continues its activities as a state-owned property present day. Eskişehir Çifteler Farm has a special place in the agro-livestock settlements some of which were founded in Ottoman Empire but whose main development was realized in Republican Period and which contain production, administration, socialization, residential spaces and present a new search between rural and urban. Within the investigations developed on Eskişehir Stud Farm, the study aims to desipher the transformations created by agro-livestock settlements in the context of the axes of “modernization of the Republic” and “rural development/communication”. With the discussion on the data, obtained through the field survey and literature search on Eskişehir Stud Farm, it is hoped that the rich spatial knowledge which has been carried from the early Republican Period to present day by the agro-livestock settlements will be made more visible.

14.Çağdaş Konutun Olay Örgüsüne Disiplinlerötesi Yaklaşım: İstanbul, Viyana, Amsterdam
Esen Gökçe Özdamar
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.77699  Sayfalar 199 - 211
Bu makale, günümüzün transmodern paradigma olarak tanımlanan ve küresel ölçekte değişen düşünme biçimleri, kentsel-mekansal örüntüleri ve yeni kent anlatılarını yönlendiren bir çerçevede, çağdaş konutun oluşum stratejilerini (olay örgüsünü) yeniden okumaya dayalıdır. Küreselleşmenin kent yapılarına getirdiği değişim / dönüşüm olgusunu tetikleyen fragmanlar odak alınarak yapılan yeniden okuma, düşünümsel (refleksif) bir çerçeve modele dayanır ve çağdaş konut, kent ve alımlayıcı arasında beliren yeni ilişki ağları üzerinden disiplinlerötesi bir yaklaşımla ele alınır. Çalışmada, kent yaşamının parçalılığını vurgulayan ve fragmanlar olarak tanımlanan kavramlar üzerinden kent-konut-alımlayıcı ilişkilerinin birbirine eklemlenme sorunsalı tartışılmaktadır. Amaç; fragmanların çağdaş konutta geçici ve dönüştürücü birer potansiyel oluşlarına değinerek, değişen koşullar altında konutun yeniden anlamlandırılmasına yöneliktir. Bu yaklaşım, Deleuze ve Guattari’nin köksap (rizom) kavramı ile örtüşen ve “üç boyutlu bir anlatı sorgulama mekanı”nın yaratımı ile ilgilidir.Bu çalışma; çağdaş konuta dair bir yeniden okuma modeli önerisi olarak; araştırmacının da alımlama sürecinin önemli bir parçası olduğu; dünyayı gözlemlemek ve açıklamaktan çok, anlama ve yorumlamaya dayalı olan “fenomenolojik ve yorumsamacı” bir yaklaşımla, sanatsal araştırmanın da teknikleri kullanılarak ele alınmaktadır. İstanbul Narcity, Viyana Donau City ve Amsterdam Doğu Liman Bölgesi konut örneklemleri üzerinden yapılan görüşmeler ve eşzamanlı olarak gerçekleştirilen disiplinlerötesi deneysel bir sanat çalışması ile çağdaş konutun olay örgüsündeliteratür araştırması ile belirlenenhız, deneysellik ve esneklik fragmanlarının dönüştürücü etkenler olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, Massumi’nin terminolojisiyle “içerik” ve “ifade” haline gelen fragmanların “bir aradalık” durumuna işaret ettiği, geleceğin kentlerinde konut alanlarının belirsizlikler karşısında göstereceği esneklik açısından bir planlama stratejisi olarak imgesiz bir durum yarattığı ileri sürülmektedir.
This article is a re-reading of narrative of contemporary housing within the framework of transmodern paradigm which orients changing ways of thinking, urban-spatial patterns and new urban narratives in a global context. Re-reading by focusing on the fragments that trigger the change / transformation phenomenon that globalization brings to urban structures is based on a reflexive framework model and contemporary housing is evaluated with a transdisciplinary approach emerging from new networks of relationships emerging between the city and the perceiver. In the article, the problem of articulation emerging between the urban-housing-perceiver relationships is discussed in terms of the concepts which emphasize the fragmentation of urban life and which are defined as fragments. The aim is to reinterpret housing under changing circumstances by referring to the potentiality of the fragments as temporary and transformative in contemporary housing. This approach is concerned with the concept of rhizome, defined by Deleuze and Guattari and overlaps with the creation of three-dimensional narrative inquiry space. As a model proposal for re-reading of contemporary housing, this study is conducted through a phenomenological and hermeneutical approach based on understanding and interpretation rather than observation and explanation of the world and using techniques of artistic research, where the researcher is also an important part of the perception process. Depending on the interviews and simultaneously conducted transdisciplinary art project, Istanbul Narcity, Vienna Donau City and Amsterdam Eastern Dockland housing areas display speed, experimentality and flexibility determined by the literature research as emerging fragments as the transformative factors of the contemporary housing. In this study, it is suggested that these fragments that became the “content” and “expression” in terms of Massumi’s terminology, refer to an in-betweenness state, creating an imageless condition as a planning strategy in terms of the flexibility against uncertainties that housing areas may confront in future cities.

15.Modern Mimarlık Mirası Bağlamında Adana İller Bankası Yerleşkesi’nin (1974) Değerlendirilmesi
Ayşe Durukan Kopuz
doi: 10.14744/tasarimkuram.2019.97268  Sayfalar 212 - 221
Modern mimarlık ürünleri, tüm dünyada iki dünya savaşından sonra, 20. yüzyılın ikinci yarısında, kültür mirasının bir parçası olma niteliğiyle yeni bir boyuta taşınmıştır. Söz konusu ürünlerin modern mimarlık mirası kapsamında kabul edilmesi ve koruma kuramıyla ilişkilendirilmesi de son derece önemli bir gelişmeyi göstermektedir. Kentsel ölçekte, modern mimarlık düşüncesinin sınırları dâhilinde, özgün, modernizmi özümsemiş ve onu yorumlayabilen mimarlık ürünlerinin korunması ve miras olarak değerlendirilmesi, ülkemizde de görülmeye başlanmıştır. Özellikle 1970’lerde inşa edilen kimi mimarlık ürünlerinin bu anlamda bazı özgünlükler barındırdığı düşünülmektedir. Bu makalede, modern mimarlık mirasına örnek olacağı düşünülen Adana kentindeki “Adana İller Bankası” yerleşkesinin, içinde bulunduğu idari yapı, lojman ve sosyal tesisi ile birlikte miras kapsamı içerisinde incelenmesi hedeflenmektedir. Günümüze ulaşmayı başarmış sınırlı sayıdaki modern mimarlık yapılarının korunması, kentlerin sürekliliği açısından son derece önemlidir. Modern mimarlık ürünlerinin sayıca yoğun örneklerinin bulunduğu Adana kenti özelinde, zamanla kamusal fonksiyona yönelik inşa edilen birçok yapının kentsel dokuya eklendiği dikkati çekmiştir. Söz konusu yapılardan biri olan İller Bankası, 1974 yılında Yüksek Mimar Mustafa Oktay Kozak tarafından tasarlanmıştır. Yapı yerleşkesinin korunması hem ulusal ölçekte inşa edildiği dönemin mimari yaklaşımını göstermesi, hem de kentliler için hafızalarda yer etmiş bir bina olması dolayısıyla önem taşımaktadır.
Modern architecture works in the world, after two world wars, on the second half of the 20th century, has been moved to a new dimension with the nature of being a part of the cultural heritage. The acceptance of these works within the scope of modern architectural heritage and its relation with conservation theory also show a very important development. At the urban level, within the boundaries of modern architectural thinking, thepreservation of architectural products which can assimilate and interpret the original characteristics of modernism and the evaluation of it as an inheritancehavestartedto be seen in ourcountry as well. In particular, somearchitecturalworksbuilt in the 1970s are thought to contain some originalities in this sense. This article aims to examine Adana Iller Bank campus, which is considered as an example of modern architectural heritage, with its administrative structure, housing and social facility.
The conservation of a limited number of modern architecture structures that have survived to the presentday is extremely important for the continuity of the city of cities. In the city of Adana, where there are numerous examples of modern architectural products, it has been noted that many buildings built for public function over time are added to urban textures. One of these structures, Iller Bank was designed by Architect Mustafa Oktay Kozak in 1974. The conservation of the building site is important because it shows the architectural approach of the period when it was built on a national scale, and it is a building that has been remembered for the city.

LookUs & Online Makale