ISSN 1302-2636
Journal of Design+Theory - Tasarım Kuram: 16 (30)
Volume: 16  Issue: 30 - 2020
RESEARCH (THESIS)
1.Reflections of Transformation in Information and Communication Technologies on Time-Space Border Perception
Ayşe Pınar Serin, Meltem Aksoy
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.13008  Pages 1 - 20
Kuşkusuz çok daha önceleri var olan oluşumların beslediği Birinci Endüstri Devrimi ile başlayan etkileşimli toplumsal süreçler yaşayış ve üretim biçimlerini, bireysel ve toplumsal ilişkileri farklılaştırmış, bu farklılaşma ile canlı/cansız her türden nesne birbiriyle etkileşimli hale gelmiştir. Bu etkileşimli ortamın oluşmasında, bilimsel bilginin çoğalması, birçok durumla baş edebilmek üzere disiplinlerin sınırlarını gevşeterek işbirliğine yönelmesi ve elbet teknolojik olanakların gelişmesi önemli rol oynamıştır. Dördüncü Endüstri Devrimi olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz bilgi ve teknoloji çağında ise disiplinlerarası etkileşimler üst düzeye taşınmış, bilgi ve uzmanlık alanlarının katı ve değişmez sınırları belirsizleşerek iç içe geçmiştir.
Dördüncü Endüstri Devrimi’nin tanımlayıcılarının başında, bilgi ve iletişim teknolojilerinin tüm sistemlere dâhil olması, her alanda fiziksel olanla sanal olanın bir arada var olması gelmektedir. Mimarlık disiplini de çok yönlü doğası gereği toplumsal değişimlerden ve disiplinlerarası kurgulardan direkt olarak etkilenmekte, bu etki kuşkusuz mekânın üretimine ve mekânsal deneyime yansımaktadır. Mekânın fiziksel anlamını dönüştüren, çoğaltan bilişim teknolojileri, geçirdikleri toplumsal süreçlerle birlikte mekâna ait var olan bilgiyi dönüştürmüş, beraberinde metnin ana omurgasını oluşturan “sınır” kavramını hem kavramsal hem de fiziksel anlamda tartışmaya açmıştır.
Bu çalışmanın öncelikli amacı, sınır ve etkileşim kavramlarına zamansal olarak geriye çekilerek, farklı disiplinlerden beslenen bir çerçeveden çok yönlü bakabilmektir. Bu hedefle, temel olarak sınır ve etkileşim kavramları bilgi ve iletişim teknolojilerinin (ICT / Information and Comunication Technologies) fiziksel mekân ve zamanın sınırlarını dönüştürebilme durumları üzerinden tartışılacaktır.
The interactive social processes, that began with the First Industrial Revolution which definitely had been fed by earlier formations, have differentiated the forms of both living and production, also individual and social relations. With this differentiation every kind of living/non-living things have become interactive to each other. The multiplication of scientific knowledge, development of interdisciplinary specialization, cooperation and technological opportunities played an important role in constituting of this interactive enviroment. Interdisciplinary interactions have been brought to upper level within the age of information and technology which is also known as the Fourth Industrial Revolution, likewise the rigid and immutable boundaries of the fields of knowledge and expertise have become unclear.
The discipline of architecture is also directly influenced by the social changes and interdisciplinary constructs due to its multifaceted nature. This effect is undoubtedly echoed on production of space and experience of space. One of the foremost depictors of the Fourth Industrial Revolution is the inclusion of information and communication Technologies in all systems and the coexistance of the physical and the virtual items in every field. These Technologies, which alter the physical meaning of space, transformed the existing knowledge of space with the social processes they have exposed to and come up for discussion of the concept of border both conceptually and physically.
The primary aim of this study is to probe the concepts of boundary and interaction from a frame fed from different disciplines in a multi-faceted way by the time. With this aim, the concepts of boundary and interactions will be discussed mainly, through the power of information and communication Technologies to transform the boundaries of physical space and time.

RESEARCH
2.Reflection of Eskişehir Urban Culture on Urban Texture: Odunpazarı and Batıkent Cases
Elif Atıcı, Ayşe Duygu Kaçar
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.58234  Pages 21 - 36
İnsanlar varoluşlarını devam ettirmek için bir arada yaşarlar. Bir aradalığı oluşturan toplumdur ve bu toplumu bir arada tutan değerler bulunmaktadır. Bu değerlerin başta geleni kültürdür. Mimari de kültür ile şekillenen bir yaşam biçimi olarak görülebilir. İnsanların sürekli vakit geçirdiği, yaşamını yansıttığı konutlar ve yapılı çevre bu durumu iyi bir şekilde örneklemektedir. Çünkü insan kültürel kodlarıyla çevresini de değiştirmektedir. Kültürel kodları ise sahip olduğu kültürel değerler şekillendirmektedir. Bu kültürel değerler, her zaman aynı biçimiyle kalmamaktadır. Zaman içerisinde köklerinden kopmadan birtakım değişiklikler geçirerek yaşayan bir değer olmaya devam etmektedir. Kültürler zaman içerisinde değişirken, onun etkilediği kentler de zaman içerisinde değişmekte ve dönüşmektedir. Yaşam kültürünün şekillendirmesine göre kentler ortojenik ve heterojenik olarak ikiye ayrılabilir. Ortojenik ve heterojenik kentlerin mimaride nasıl boyut kazandığını, mimari kültürün toplum içerisinde nasıl değişikliklere uğradığını, sokak kullanımları farklılıkları, sokak dokusu, malzeme kullanımları, cephe dili ve mekân kurgusunun bu bağlamlarda nasıl etkilendiğini göstermek bu çalışma için esas olacaktır. Bu sebeple, bu çalışmada Eskişehir’in 19. yy. ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı evlerinin ve çevresinin yapım malzemesi ve yapılı çevre dokusuyla; 21. yy. son yerleşim yeri olan Batıkent’in yapım malzemesi ve yapılı çevre dokusunun birbirleriyle olan benzerlik ve farklılık durumu tartışılmıştır. Nitel bir araştırma çalışması olan bu çalışmada, literatür taraması ve alan çalışmasından yararlanılmıştır. Alan çalışmasında, her iki bölgedeki sokaklarda gözlemler yapılarak çıkarımlar yapılmıştır. Çalışmada, her iki bölgeye de üst ölçekten bakılarak, ortaya çıkan kent dokusu görülmüştür. Bunun devamında ise dokuyu oluşturan sokakların ve bu sokakları şekillendiren konutların oluşumları ve yaşam şekillerine etkisi ele alınmıştır. Böylelikle değişen kent kültürünün ne şekilde evrildiği ortaya konulmuştur.
People live together to survive. It is the society that forms the coexistence and there are values that hold this society together. Culture is the foremost of these values. Architecture can also be seen as a lifestyle shaped by culture. The dwellings where people spend time and reflect their lives and their surroundings exemplify this situation well. Because human beings change their environment with their cultural codes. These cultural codes do not always remain in the same format. While cultures change over time, the cities affected by them change and develop over time. By shaping the culture of life, cities can be divided as orthogenic and heterogeneous. Main principle of this work is to show how orthogenic and heterogeneous cities gain dimension in architecture; how architectural culture alters in the society, the differences between street applications, street texture, material usage, facade language and space fiction. For this reason, 19th century Eskişehir, with the construction material and built environmental texture of the Odunpazarı houses and its surroundings is compared and contrasted with the city’s 21st century condition, with the construction material and environmental texture of Batıkent, both neighbourhoods of Eskişehir. This review, which is a qualitative research study, utilized the notes obtained from the literature review and field study. In the field study, deductions are made by making observations on the streets in the two regions. In the study, the emerging urban texture is seen by looking at both regions from an upper scale. In the continuation of this phase, the formations of the streets, that form the texture and the dwellings that shape these streets and their effects on the life styles are dealt with. Thus, how the ever-changing city culture evolves is revealed.

3.(Public) Space as Economic, Political and Social Struggle Arena and as a Public Phenomenon: The Case of Ataköy Coast from "Public Beach" to "Public Garden"
Orkun Aziz Aksoy, Ebru Firidin Özgür
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.61587  Pages 37 - 60
Kentsel mekân, kullanım hakkı ve mülkiyet üzerinden iktidar, sermaye ve sivil toplum arasında bir çekişme alanı olagelmiştir. Kamusal mekânlar, ilkesel olarak herkese açık olduklarından kullanım hakkına dair çekişmelerin görünür hale geldiği yerlerdir. Bu mücadeleler, kamuoyu oluşturma yoluyla toplumsal tartışma ortamını da beslemektedir. Kamusal mekânlar, sadece herkesin erişebildiği rekreatif alanlar değil, vatandaşlığın deneyimlendiği ve kamusal alanın beslendiği yerlerdir. Makale, kentsel mekânın ekonomik, siyasi ve toplumsal güçlerin çekişme alanı olduğunu ve kamusal alan ile olan ilişkisini Ataköy örneği üzerinden göstermeyi amaçlamaktadır. Ataköy kıyı alanında meydana gelen fiziksel, mülkiyet ve kullanıma ilişkin dönüşümler ekonomik, siyasi ve toplumsal etkiler ışığında ele alınmış, mekânın farklı zamanlarda kamusallığının hangi yönlerde değiştiği incelenmiştir. Bu çalışmada, 1960’lı yıllardan günümüze dek, Ataköy kıyı alanının, Türkiye’nin geçirdiği değişimlere de paralel olarak geçirdiği değişimler incelenmiş ve üç farklı dönem tespit edilmiştir. Bu dönemler, kıyının halk plajı olarak kamusal kullanımı, özelleştirmeler ve özelleştirmelere karşı toplumsal muhalefet, son olarak özelleşen kıyıda bir kamusal mekân olarak millet bahçesi inşası olarak belirlenmiştir. Her dönemde kamusallığın boyutları, vatandaşlık deneyimine etkileri, kullanım biçimleri ve aktörlerin rolleri değişmiştir. Bu dönemleri anlayabilmek için alanın geçmişini bilen ve toplumsal muhalefetin parçası olan kişiler ile mülakat, mekânsal analizler ve özelleştirilen kıyıda kurulan kapalı sitelerin reklamlardaki ve kıyının medyadaki temsilleri incelenmiştir. Sonuç olarak kıyı alanı geçmişe göre daha az kamusal ve daha fazla özelleşmiş haldedir. Ataköy örneğinde, kamusal mekân olarak kıyının kullanımındaki kısıtlamanın sivil toplumun çabaları ile basında görünürlük kazanması, kamusal mekânların toplum yaşamında önemli bir yer tuttuğunu ve kamusal tartışmanın konusu olabildiğini, kentlileri kamuoyu oluşturma hedefiyle bir araya getirebildiğini de göstermektedir.
Rights of use and ownership of urban (public) space perpetuates ongoing conflicts between government, capital and civil society. Thereby public spaces are not only recreative spaces accessible to all, but also places fostering citizenship and public sphere. The aim of this study is to show through the case of Ataköy that the urban space is a struggle area of economic, political and social forces, that have reflections on public sphere. To achieve this aim, the physical changes, transfer of ownership and changes in public use are examined parallel to economic, political and social factors regarding changing publicness of the area. Accordingly, the changing publicness of Ataköy Coast has been examined from 1960s to today, and three different periods are identified. These periods could be defined as public use of the coast, privatization of the land and public opposition against privatization, and finally construction a peoples garden. To understand the dynamics determinant to each period, following methods are used: spatial analyses showing the physical change, interviews with people who used the places since 1970s and was/is a part of public opposition, a survey on advertisements of gated communities and representations of the area in the media. Consequently, the coast is less public and more private today. The case of Ataköy shows two important aspects of public spaces; first, public spaces are essential part of urban life that promote public attention and second, a public space itself can be a subject of public opinion through gathering citizens around a common ground.

RESEARCH (THESIS)
4.An Investigation on the Design Principles of Dormitory Buildings in Karabük
Sebile Merve Öztürk, Ahmet Emre Dincer
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.84755  Pages 61 - 76
Ailelerinden uzakta eğitim gören öğrencilerin çözülmesi gereken problemlerinden ilki barınmadır. Öğrenci yurtları, bu ihtiyacın karşılanmasında tercihler arasında önemli bir yer tutar. Bu yapıların, mimarî özellikleriyle, öğrencilerin akademik ve sosyal açıdan gelişimine önemli etkileri olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada; kullanıcı ihtiyaçlarının belirlenmesi ve memnuniyetlerinin artırılması amacıyla, Karabük’te bulunan öğrenci yurtlarının genel tasarım ilkeleri ele alınmıştır. Bu kapsamda, öncelikle genel bir bakış açısıyla literatür taraması yapılarak yurt binaları ile ilgili kavramlar araştırılmış ve örnek bina incelemeleri sonucunda tasarım ilkeleri belirlenmiştir. Elde edilen ilkeler doğrultusunda, Karabük’te bulunan 12 özel yurt ve 5 devlet yurdu incelenmiştir. İncelenen binaların mekân analizleri yapılmış ve ulaşılan veriler karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.
Housing is the first of problems that students educated away from their families must solve. Student dormitories have important place among various alternatives in meeting this need. These buildings are considered to have important influences on the students’ academic and social developments by their architectural properties. In this study, with the aim of determining user needs and increasing user satisfactions planning general design principles of student dormitories has been evaluated. In this context, firstly, basic concepts concerned with dormitories have been researched by literature review and the design principles have been determined by the examination of sample dormitory buildings. According to the obtained principles 12 private and 5 state dormitories have been investigated in Karabük. Spatial analyses of those buildings have been made and the obtained data has been evaluated comparatively in the result section.

RESEARCH
5.About Destruction of Persistence: Flexibility and Place Attachment
Pınar Geçkili Karaman
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.87587  Pages 77 - 95
Çalışmada, literatürde kalıcılık üzerinden tanımlanan aidiyet olgusunun dönüşüm ve esneklik üzerinden okunmasına dair araştırma yapılmaktadır. Teorik araştırmalar üzerinden; esnekliğin, zaman, mobilite, dönüşüm ve mekanın dönüşümlere adapte olabilme hali ile paralel çalıştığı okunabilmektedir. Makaledeki esneklik bakışı da bu yörüngede bulunmaktadır. Araştırılan durum ise mekanın bireye adapte olabilme hali olan esneklik kavramının, bireyin mekana adapte olma hali olan aidiyet kavramı ile nasıl bütünleştiğidir. Dolayısıyla çalışmanın amacı; esneklik ile aidiyet kavramlarının ara kesitlerini konut uygulamaları üzerinden ifşa ederek dönüşüm ekseninde bir aidiyet okuması yapmaktır.
Özne ve nesne etkileşiminden doğan aidiyet kavramına ilişkisellik olarak bakılmaktadır. Bahsedilen özne-nesne ilişkisinin kurulmasında en temel tetikleyici müdahaledir. Müdahale mekanın kişileştirilmesini ve anlam üretimini getirmektedir. Aynı zamanda müdahalenin sürekliliği mekansal dönüşümü de beraberinde getirdiğinden esneklik ile içkin olmaktadır.
Bahsedilen durum İstanbul’un Cihangir semtindeki 1+1 ve 1+0 konut pratikleri üzerinden tartışılmaktadır. Seçilen konutların farklı esneklik şekillerine sahip olması tartışmanın kapsamını genişletmekle beraber zeminini sağlamlaştırmaktadır. Böylelikle teorik altyapıda bahsedilen olgular; görüşme ve gözlem metotları vasıtasıyla okunmuştur. Farklı esneklik tipolojilerindeki mekansal izler, eylemler ve söylemler ortaya çıkarılarak, statik olandan ziyade dönüşebilir ve esnek olanın aidiyet olgusunu tetiklediği ifşa edilmiştir. Aidiyet olgusu, dönüşümcü olandan, dönüştürülebilir olandan ve hatta dönüşümün kendisi tarafından beslenmektedir.
In the study, research is conducted to read the phenomenon of place attachment, which is defined in the literature on permanence, through transformation and flexibility. Through theoretical research, it can be read that flexibility works in parallel with time, mobility, transformation and the adaptation of space to transformations. The view of flexibility in the article is also in this orbit. The researched case is how the concept of flexibility, which is the adaptation of the space to the individual, is integrated with the concept of place attachment, which is the adaptation of the individual to the space. Therefore, the purpose of the study is; is to make a reading of place attachment in the axis of transformation by revealing the cross sections of flexibility and belonging concepts through residential applications.
The concept of place attachment arising from the interaction of the subject and the object is regarded as relationality. It is the most basic trigger intervention in the establishment of the subject-object relationship. The intervention brings the personalization of the space and the production of meaning. At the same time, the continuity of the intervention brings with it spatial transformation, and it is immanent with flexibility.
This situation is discussed through 1 + 1 and 1 + 0 housing practices in Cihangir district of Istanbul. The fact that the selected houses have different forms of flexibility expands the scope of the debate and strengthens the ground. Thus, the cases mentioned in the theoretical background; read through interview and observation methods. Spatial traces, actions and discourses in different flexibility typologies have been revealed. It is disclosed that the transformative and flexible trigger the place attachment phenomenon rather than the static one. The phenomenon of place attachment is fed by the transformational, the transformative, and even the transformation itself.

LITERATURE REVIEWS
6.Design for Sustainability Approaches Enabling Maintenance, Repair and Upgrading and Empowering User Engagement
Çağla Doğan, Yekta Bakırlıoğlu
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.42204  Pages 96 - 108
Sürdürülebilir ürün ve sistemler, bakım, onarım ve yükseltme aşamalarında kullanıcıların etkin katılımını destekleyerek, kullanıcı-ürün bağını güçlü kılar. Bu bağlamda öne çıkan tasarım yaklaşımları arasında, seri üretilmiş ürünlerde onarım ve uyarlama pratikleri, sürdürülebilirlik için seri üretim ile yerel üretimi bütünleyen yaklaşım, duygusal devamlılık ve ürün odaklı kişiselleştirme ile sistem odaklı kişiselleştirme ve açık tasarım yer alır. Bu yaklaşımlar, farklı derecelerde ve tasarım sürecinin çeşitli aşamalarında kullanıcı katılımını ve yerel bilgi ve becerileri destekler. Bu makale, sürdürülebilirlik için tasarım alanında, tasarımcı, kullanıcı ve üreticilerin değişen rolleri üzerine bir değerlendirme yaparak, bu yaklaşımlar doğrultusunda geliştirilebilecek bir sistem önerisiyle ilgili tasarım çözüm alanlarını sunar.
Sustainable products and systems support the active participation of users in the stages of maintenance, repair and upgrading, and strengthens the user-product emotional bond. The prominent design approaches in this context include repair and adaptation practices in mass-produced products, integrated scales of design and production for sustainability, emotional durability and product-oriented personalisation, and system-oriented personalisation and open design. These approaches empower user engagement at different degrees and at various stages of the design process and enable local knowledge and skills. This article provides an assessment of the changing roles of designers, users and manufacturers within the context of sustainable design, and it presents potential design solution areas related to a system proposal that can be developed in line with these approaches.

RESEARCH
7.User-Centered Design and Concept Development: The Case Study of Toy Design
Seçil Toros
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.30075  Pages 109 - 123
Tasarım araştırmalarında kullanıcı merkezli tasarım yaklaşımının önemi, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren giderek artmaktadır. Bu yaklaşım dahilinde farklı tekniklerle kullanıcıların tasarım süreçlerine katılması amaçlanmakta ve kullanıcı katkıları literatürde raporlanmaktadır. Ne kadar çok yöntem hikayesi paylaşılırsa, tasarım süreçleri için yeni ve daha etkili alternatif fikirlerin üretilmesinin o kadar mümkün olacağı varsayılmaktadır. Bu çalışmada, kullanıcı merkezli araştırmaların kullanılması ile şekillenen tasarım konsepti geliştirme süreci örnek bir vaka çalışması olarak incelenmektedir. Çalışmanın konusu olan “Okul öncesi çocuklar için oyuncak” projesinde uygulanan tasarım sürecinde, kullanım senaryosu oluşturulmuş, literatür taraması yapılmış, mülakat ve gözlem teknikleri ile veri toplanmıştır. Projenin erken safhalarında ürün ve form çözümlemesinden ziyade problemlere odaklı kalınmış ve söz konusu kullanıcı araştırmaları sayesinde konu hakkında doyurucu durum analizi yapılarak özgün sentezlere ulaşılmıştır. Sonuç olarak kullanıcı merkezli yaklaşımın yeni ürün geliştirmek için ve yeni konseptlerin keşfi için elverişli olduğu örneklenen bu projede de görülmüştür.
The importance of the “user-centered design approach” in design researches has been increasing especially since the 1990s. Within this approach, the users participate in the design process by using different techniques and the user contributions are reported in the literature. It is assumed that the more method stories are shared, the more it will be possible to generate new and more effective alternative ideas for such design processes. This study examines the concept development process, which is shaped by user-centered research via a case study. The case study entitled as the “Toy for preschool children project”, used a usage scenario and students collected data through literature review, interview and observation techniques. In the early stages of the project, students focused on problems rather than form development, and they were able to reach unique syntheses depending on satisfactory situation analyzes utilizing user research. As a result, in this project, the user-centered approach was found to be favorable to develop new products and to discover new concepts.

LookUs & Online Makale