ISSN 1302-2636
TASARIM + KURAM DERGİSİ - Tasarım Kuram: 14 (25)
Cilt: 14  Sayı: 25 - 2018
ARAŞTIRMA
1.Endüstriyel Tasarım Öğrencilerinin Bakış Açısından Otomotiv Endüstrisinin Teknik Bilgi ve Tasarımcı-Mühendis İlişkisi Üzerinden Toplumsal Cinsiyetlendirilmesi
Pınar Kaygan
doi: 10.23835/tasarimkuram.417069  Sayfalar 5 - 16
Bu çalışma, endüstriyel tasarım öğrencilerinin gözünden otomotiv sektöründeki toplumsal cinsiyet ilişkilerini araştırmaktadır. Son sınıf stüdyosunda sanayiyle işbirliği içerisinde yürütülen iki otomotiv projesi üzerinden yürütülen çalışmanın amacı, öğrencilerin bu projelerle edindikleri deneyimler ışığında, alanyazında erkek egemen olduğu ve ‘erkeğe uygun’ algılandığı belirtilen otomotiv sektöründe kendilerine nasıl bir gelecek gördüklerini anlamaktır. 20 kadın ve 11 erkek öğrenciyle yapılan görüşmeler iki ana sorunun çevresinde yürütüldü. İlk olarak, öğrencilerin araç projesindeki deneyimlerine odaklanarak, proje ekibinin kurulmasında, firmayla ve diğer uzmanlarla ilişkilerde ve ekip içindeki işbölümünde toplumsal cinsiyetin ne ölçüde ve nasıl rol oynadığı soruldu. İkinci olarak, öğrencilerin otomotiv sektörüne bakış açıları ve lisans eğitimi esnasında bir otomotiv projesi yapmış olmanın bu bakış açısına etkisi tartışıldı. Çalışmanın bulguları, endüstriyel tasarım öğrencilerinin bakış açısından otomotiv sektörünün toplumsal cinsiyetlendirilmesinin, bu sektörde ön plana çıkan teknoloji ve teknolojinin asıl hakimi olarak görülen mühendislerle ilişkiler üzerinden gerçekleştiğini göstermektedir.
This study explores gender relations in automotive design from the perspective of industrial design students. It draws on two automotive projects carried out collaboratively with industry in the final year design studio, in order to understand how industrial students, in light of their experiences in these two projects, see automotive industry, which is identified as male-dominated and perceived to be ‘suitable’ for men, as an area they can work in the future. Interviews were carried out with 20 women and 11 men students around two main questions. Focusing on the experiences of students in the studio projects, the first set of questions ask to what extent and how gender had a role in setting up the project team, in relations with the collaborating firm and other experts consulted during the projects, and in the division of work within the team. Second set of questions investigated the perspectives of the students on automotive industry as well as the impact of carrying out an automotive design project during the undergraduate education on this perspective. Findings show that according to industrial design students, automotive design is gendered through technology and the relationships with engineers, who are considered as the authentic experts on technology within this industry; and this view has a significant impact on the students’ expectations from the automotive industry in relation to their future career prospects.

2.Risk Altındaki Tarihi Yapıların Yeniden İşlevlendirilerek Hayata Döndürülmesi: Astley Castle Örneği
Burcu Selcen Coşkun
doi: 10.23835/tasarimkuram.415896  Sayfalar 17 - 32
Zamanın yıpratıcı etkisi, tarihi yapıları farklı oranlarda etkiler. Kimi zaman afetlerin getirdiği yıkımlar da eklenince tarihi yapıları korumak oldukça güç hale gelir. Kaybolmaya yüz tutmuş miras yapıların tespiti, belgelenmesi ve geri kazanılması adına yürütülen tüm çalışmalar son derece önemlidir. Bu çalışmalardan biri de tehdit altındaki yapıların kaydını tutma için oluşturulmuş Risk Altındaki Yapılar listeleridir. Bir ulus için önemli görülen miras yapıların geleceğe aktarılması için öncelikle mevcudun bilinmesi, koruma sorunlarının saptanması ve bu sorunların ortadan kaldırılmaya çalışılması, belki en önemlisi de onarımlarının yanı sıra bu yapılara yeni bir yaşam kazandırmak için yeni bir işlev verilmesi gereklidir. Zira, mevcut işlevlerini devam ettiremedikleri durumlarda sürekli bakım aksar ve yapılar hızla yeniden yıpranma döngüsüne girerler. 19. yüzyılın sonundan başlayarak koruma projelerinde minimum müdahaleyi savunan kuramcılar yetiştirmiş olan İngiltere, risk altındaki miras listelerini iyi işletebilen bir ülkedir. Uzun süre listede yer almış olan Astley Castle (Malikanesi), ülkenin orta batısında Warwickshire kırsalında yer alır. İçinde bulunduğu arazi İngiliz tarihinde önemli kişilere ev olmuş olan yapı, beklenmedik bir yangın felaketinde ağır hasar almış ve onarılmadan kaderine terk edilmiştir. Zamanla kullanılamaz hale gelerek yıkılmanın eşiğine gelmiş olan yapı, 2000’lerin başında kapsamlı bir onarımla yeniden hayata döndürülmüş ve haftasonu oteli olarak kullanılmaya başlamıştır. WWM Architects tarafından geliştirilen, nitelikli yeni tasarım ve yeniden işlevlendirme projesi, 2013 yılında ülkenin mimarlık alanındaki önemli ödüllerinden RIBA Stirling Ödülü’ne layık bulunmuştur. Bu makale, uzun süre risk altındaki miras olarak kabul edilen ve yıkılmak üzere olan bu önemli yapının yeniden hayata döndürülme öyküsünü konu etmekte ve bu arada risk altındaki yapılar listelerinin koruma kararlarındaki etkisini irdelemeyi amaçlamaktadır.
The erosive effect of time which is hard to stop, has impacts of different scale on historic buildings. It becomes even more difficult to protect historic structures when there is a severe destruction caused by a disaster. In this regard, recording these cultural heritage assets on national or international registers, raising public’s awareness through campaigns are significant ways to bring these buildings back to life. Buildings at risk lists record buildings under threat and are examples to efforts for keeping the nation’s memory alive and enabling the common values to be shared throughout the country. However, these lists are not enough. In order to safeguard their future, new functions should be given to these decaying historic buildings. England, a country with a rooted tradition in architectural conservation, is manages different lists for historic buildings at risk with the aim of rescuing them from demolition. Astley Castle, located in Warwickshire, England is a building which was included in a buildings at risk list for a long time. It was devastated by fire in 1978
and left deserted until 2000’s when the building was restored and given a new function as a weekend accommodation. The much praised adaptive re-use project designed by WWM Architects was awarded with RIBA Stirling Prize in 2013. This article aims to introduce this project and the story of Astley Castle being brought back to life. At the same time it evaluates the significance of buildings at risk lists in decision-making processes for the conervation of historic buildings.

3.Galata Surları’nın Yıkım Süreci
Esra Okur Coşkunçay
doi: 10.23835/tasarimkuram.534679  Sayfalar 33 - 58
Osmanlı Dönemi’nde yangınlar ve depremlerden zarar gören surlar ve sur kapıları yarattıkları tehlike yüzünden onarımlar geçirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. 19. yüzyıl ortalarında batılılaşma süreciyle birlikte belediye örgütünün ilk adımı olarak “Şehremaneti”nin kurulmasının ardından, örnek daire olarak kurulan 6. Daire’nin bir takım gerekçeler ileri sürmesiyle surlar hakkında yıkım kararı alınmıştır. Surların yıkılması ve sur önlerinde yer alan hendeklerin doldurulmasıyla ortaya çıkacak olan arazinin satılmasıyla Avrupa’daki gibi kâgir yapıların ve geniş yolların yapılması, bölgenin batılı bir görünüme kavuşması öngörülmüştür. Yıkım kararından yaklaşık 30 yıl sonra da bu surlar eski eser olarak nitelendirilmeye başlanmış, oldukça tahrip olanların yıkılması ancak iyi durumda olanların korunması kararları alınmıştır. Surların yıkım sürecini takip etmek için incelenen 19. ve 20. yüzyıl haritalarında, 19. yüzyıl ortasında surların büyük bir kısmının ayakta olduğu; 20. yüzyıl başında ise büyük bir kısmının yıkıldığı anlaşılmaktadır. Yıkım kararının alınmasını takip eden 50 yıllık süreçte, her ne kadar karardan 30 yıl sonra korunması gerekliliği üzerinde durulmuşsa da yıkıldıkları görülmektedir. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde surlardan çok az kalıntı bulunmaktadır. Menderes Dönemi’nde yapılan geniş caddelerin açılması ve istimlâklar sırasında, bu yolların güzergâhlarında kalan yapılar gibi Kemeraltı Caddesi üzerinde bulunan bir burç da tahrip edilmiştir. Günümüzde ise “Haliç Metro Geçiş Köprüsü Projesi” için güzergâhta kalan bazı yapılar istimlâk edilerek yıkılmıştır. Bu yıkımlar sonucu ortaya çıkan sur parçalarının istikbalinin ne olacağı belirsizdir.
The ramparts and rampart gates that were damaged by fires and earthquakes during Ottoman Empire period, had been undergone repairs because of the danger that they created, and continued to survive. With the westernization applications in the beginning of 19th. century and after the “Şehremaneti” was established as a first step of municipal organization, the demolition decision for ramparts was taken bym6th. Municipality Department, which was founded as a model department, by asserting some reasons. With the sale of land resulting from demolishing ramparts and filling of trenches located in front of these ramparts, constructing stone buildings and wide roads just like in Europe and attaining a western view of the region were envisaged. Nearly 30 years after the demolition decision, ramparts were began to be qualified as ancient monuments, and decisions were taken to demolish those that were badly damaged while to protect those that were in good condition. When maps prepared in 19th and 20th century are examined to observe the demolition process of ramparts, it is understood that the ramparts were mostly standing in the middle of 19th century, while they weremostly demolished in the beginning of 20thcentury. During the 50 years period after thedemolition decision was taken, it is seen thatramparts were demolished although the protectionwas mentioned 30 years after thedemolition decision.By the period of the republic, very few remnantswere left over from Galata ramparts.During the expropriations and constructionsfor boulevards in Menderes period, a bastionon the Kemeraltı Street had been destroyedjust like other buildings on the route of theseroads.Nowadays, some buildings on the route for“Haliç Subway Transit Bridge Project” areexpropriated and demolished, and the futureof rampart pieces which are left over afterdemolition is uncertain.

4.Bina Enformasyonu Modellemesi (BIM) Tabanlı Bina Yönetmelik Uygunluk Kontrolü Literatürüne Genel Bir Bakış
Murat Aydın, Hakan Yaman
doi: 10.14744/tasarimkuram.2018.25744  Sayfalar 59 - 77
Mimarlık, Mühendislik ve İnşaat (AEC) sektöründe en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilen Bina Enformasyonu Modellemesi (BIM), farklı araçları ve süreçleri tasarıma dâhil ederek proje verilerinin sayısal ortamda yönetilmesine olanak sağlayan bir teknoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. BIM, binayı oluşturan elemanları temel almakta ve elemanların birbirleriyle olan ilişkilerini modellemektedir. Bir BIM modelinde yapı elemanlarına ait nesneler bir araya getirilerek binanın sanal bir modeli oluşturulmaktadır. Sanal model, tüm yapı elemanlarını ve onların farklı niteliklerini içerdiği için model, enerji, aydınlatma vb. fiziksel çevre kontrolü hesaplamalarında, yapısal analizlerde, yapım sürecinde çakışma tespiti uygulamalarında, çok boyutlu simülasyonlarda, yönetmelik uygunluk kontrollerinde kullanılabilmektedir. Söz konusu kullanım amaçlarına ulaşılabilmesi için gerekli veri türleri, özellikleri ve isimlerinin doğru olarak temsil edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde doğrulanmış bina modelleri, yönetmelik uygunluk kontrolü gibi birçok otomatik görevin yürütülmesinde önemli rol oynamaktadır. İnşaat sektöründe, BIM ile üretilmiş bir sanal bina modeli üzerinden etkin Yönetmelik Uygunluk Kontrolü (Automated Code Compliance Checking, ACCC) umut vaat eden bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. ACCC ile tasarım sürecinin desteklenmesi, tasarım değerlendirme sürecinde verimlilik ve doğruluk artışı ile zaman tasarrufu sağlanması beklenmektedir. Bu çalışmada, BIM aracılığıyla ACCC konu alanında yapılmış çalışmalar bakımından araş- tırma eğiliminin ne yönde geliştiği ve hangi alanlarda yoğunlaşılıp, hangi alanlarda boşluk olduğunun belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiş olan literatür taramasının sonuçları “Meta Analiz” yöntemi ile değerlendirilmektedir.
Building Information Modeling (BIM), which is considered as one of the most important developments in Architecture, Engineering and Construction (AEC) sector, presents a technology that allows project data to be managed in a digital environment by including different tools and processes. BIM is based on building elements and it models the relationships of these elements with each other. In a BIM model, objects belonging to building elements are brought together to form a virtual model of the building. The virtual model contains all building elements and their different qualities, it can be used in physical environmental control calculations such as model, energy, lighting, structural analysis, clash detection in construction process, multidimensional simulations, code compliance checking. In order to achieve these intended purposes, the types of data, characteristics and names need to be correctly represented. Building models, which are verified in this way, play an important role in the execution of many automated tasks such as code compliance checking of building elements regulations. In construction sector, an effective Automated Code Compliance Checking (ACCC) through a virtual building model produced with BIM is considered as a promising work area. It is expected that ACCC supports design process by increasing efficiency and accuracy in design evaluation process. This study evaluates findings of the”Meta-Analysis” study that is carried out to determine trends of research in the code compliance-checking domain through BIM, and to determine areas on which they are concentrated and in which they are vacant.

5.Geleneksel Konut Dokusunun Değişim Süreci ve Sürdürülebilirliği: Yaşam Dünyası Bağlamında Kastamonu-Kırkçeşme Caddesi’nin Analizi
Nurderen Özbek, Belkıs Uluoğlu
doi: 10.23835/tasarimkuram.553525  Sayfalar 78 - 100
Endüstri Devrimi’yle başlayıp, küreselleşme ile devam eden hızlı değişim süreci kent dokularını da etkilemiş, ortaya çıkan aynılaşma görüntüleri ve geçmişle bağların kopması kaygısı, insanlığı sürdürülebilirlik arayışlarına yöneltmiştir. Bu arayış kapsamında yapılan çalışmalar uzun yıllar yapıların fiziksel anlamda korunmasına yönelik olmuş, yaşantıların değişmesine uyum sağlayamayan çevreler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu çalışma, kentsel yerleşmelerin değişim sürecinin nasıl yönetilebileceği ve sürdürülebilirliğinin nasıl sağlanabileceğini araştırma ve tartışma amaçlıdır. Kastamonu özelinde gündelik yaşam çevreleri üzerinden yapılan araştırmada, günümüze kadar yaşantısını sürdürmüş ve sürdürülebilecek olan yere ait özellikler, yaşam-mekan birlikteliği bağlamında ele alınmıştır. Yöntem, Husslerl’in “yaşam dünyası” kavramı üzerine kurulmuştur. Çalışmada, mimari elemanlarla somutlaşan “yaşam dünyaları”, kentin modernleşme döneminin izlerini taşıyan ve bir referans alanı olan Cumhuriyet Meydanı’nı çevreleyen konut dokusu üzerinde, sokak-bahçe- evden oluşan ilişkiler ağı içinde, iki farklı yaklaşımla deneyimlenmiştir: Kuşbakışı gözlem, doku ile dışarıdan kurulan mesafeli ilişkiyi temsil etmekte, kentin doku kalıplarını ve bütünleşik algısını içermekte; sokakta gezinen insanın gözlemi ise, doku ile yakın mesafeden kurulan ilişki ile sürekli algıyı içermektedir. Bu iki yaklaşımla modernleşmenin konutlara getirdiği değişim doktora tezi kapsamında dört sokak üzerinde araştırılmış, makalede bunlardan bir tanesi olan Kırkçeşme Caddesi yer almıştır. İleride hazırlanması muhtemel bir tasarım rehberine temel olabilecek bu çalışma sonucunda, her bir sokağın kendi tarihi sürecinde somutlaşmış olan yaşam dünyalarının etkisiyle bir- birinden farklı dokular oluşturduğu ve ayrı ayrı ele alınması gerektiği ortaya çıkmıştır.
The fast pace of change which started with Industrial Revolution and continued with Globalization affected urban textures; emerging images of uniformity and concerns of getting disconnected with the past led humanity into search of sustainability. As studies conducted within this context over the years have been directed towards physical conservation of structures, neighbourhoods which failed to cope with changing life-styles have been facing the danger of extinction. This study aims to research and discuss how process of change in urban settlements can be managed, and their sustainability can be achieved. By means of the study conducted on daily life surroundings in Kastamonu, characteristics of places that survived until today and can survive further were addressed within the context of life and space unity. The method- ology used is based on Husserl’s “life-world/ lebenswelt” concept. In the study, “life- worlds” which materialize via architectural elements, were experienced, within the context of street-garden-house interrelationships, and through two different approaches on the residential texture surrounding the Republic Square which possesses traces of city’s modernization period and is a reference area: The bird’s-eye view represents an external distant relationship and embodies texture patterns and integrated perception ofthe city, while the strolling person’s viewrepresents an intimate relationship andembodies the continual perception. Changescaused by modernization in dwellings wereresearched on four streets through these twoapproaches within the context of a doctoratestudy; in this article, Kırkçeşme Street, oneof those four, is presented. As a result of thisstudy which could form the basis of a futuredesign guideline, it was determined thateach street portrayed textures different fromthe others due to the effects of lifeworldsembodied in their own historical contextsand that each street should be analyzed separately.

6.Mekansal İlişkileri Düzenleyen Bir Mekanizma Olarak Mülkiyet
Deniz Çetin, Ayşe Şentürer
Sayfalar 101 - 103
Makalenin amacı, mülkiyet kavramını ve ilişkili olduğu kuramsal yapıları incelemektir. Mülkiyet kavramını anlamak için, öncelikle mülkiyetin içgüdüsel temeli olarak görülen “sahiplenme arzusu” ve onun motivasyonlarına bakılmış; daha sonra, mülkiyetin kuramsal temelleri incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda, mülkiyetin “mekansal ilişkileri düzenleyen bir meka- nizma” olduğu sonucuna varılmıştır. Mülkiyete dair kuramsal okumalardan sonra, mimarlık ve mülkiyetin kesişim noktasında bulunan “konut ve ev” mercek altına alınmış; mülkiyetin “ev sahipliği ve konut politikaları” ile ilişkisi tartışmaya açılmıştır. Tüm bu süreç içinde, mülkiyetin, insanın nesneler, mekanlar ve diğer insanlarla ilişkilerini nasıl düzenlediği, ilişki ağlarındaki değişimin mülkiyeti nasıl dönüştürdüğü ve mülkiyete dair gelecek perspektifleri makalenin temel sorularını oluşturmuştur.
The paper aims to research the concept of property and related theoretical structures. To understand the concept of property; firstly “desire of possession” and its motivations as instinctive bases of property were explored; later on theoritical bases of property were analysed. According to these analyses, property has been described as a “mechanism that sets the spatial relationships”. After the theoretical reading of property, “house and home”, which are at the intersection of architecture and property, were reviewed; and then, the relationships between property and “homeowning and housing policies” were discussed. During the discussion, the main questions of the paper were how the property sets the relationships of individuals with objects, spaces and others; how the transformations of the networks of relationships change the property and what the future perspectives of the property are.

7.Arkeolojik Alanların Korunmasında Paydaş Olarak Çocuklar: Mersin Yumuktepe Höyüğü Örneği
Meltem Uçar, Ali Cenap Yoloğlu
doi: 10.23835/tasarimkuram.563068  Sayfalar 114 - 133
Kentsel ve kırsal arkeolojik alanlarda korumanın sürdürülebilirliğin sağlanmasında toplumun eğitim, bilinç ve farkındalık düzeyi büyük önem taşımaktadır. Yaşamın devam ettiği kentsel ve kırsal alanlarda yerel halk, arkeolojik alanların korunmasında ve korumanın kamu yararı çerçevesinde yarar sağlamada doğrudan paydaşlar haline gelmekte- dir; bu paydaş grubu içinde geleceğin temsilcisi çocuklar belki de en önemli yeri teşkil etmektedir. Ülkemizde koruma alanında ilk yasal düzenlemeler arkeolojik alanların korunması kapsamında olmuş ve zaman içinde mevzuat gelişmiş olmakla birlikte, mevcut durumda kişilerin yaptığı tahribatlar göz önüne alındığında, arkeolojik alanların korunmasının ülkemizde halen toplumsal davranış biçiminin bir parçası haline gelemediği söylenebilir. Arkeolojik alanların korunmasının toplumsal bir davranış biçimine dönüşebilmesi için koruma kültürünün çocukluktan itibaren kişilere kazandırılması ve benimsetilmesi gerekmektedir. Bu çalış- manın amacı “Yumuktepe ve Çevresi Koruma, Sunum ve Turizm Altyapısını Geliştirme Projesi” kapsamında iki okulda düzenlenen farkındalık etkinliklerinin yöntem ve sonuçlarını, farkındalık çalışmalarının ortaokul düzeyinde yaygınlaştırılmasının ulusal bir strateji olarak geliştirilmesi hedefi doğrultusunda, benzer çalışmalara katkı sağlamak amacıyla paylaşmaktır. Bu çerçevede birinci bölümde arkeolojik alan koruma kav- ramının toplumsal davranış biçimi ve yasal düzenlemeler ilişkisi içinde uluslararası ve ulusal ölçekte gelişimi özetlenmiştir; ikinci bölümde eğitim-farkındalık ilişkisinde koruma farkındalığının yeri açıklanmıştır; üçüncü bölümde Yumuktepe Höyüğü üzerine farkındalık oluşturma çalışmalarının kurgusu ve sonuç değerlendirmeleri aktarılmıştır. Son bölümde ise düzenlenen etkinliklerin öğrenciler üzerinde olumlu etkileri üzerinden benzer çalışmaların ortaokul düzeyinde yaygınlaştırılması önerisi geliştirilmiştir.
The level of public education, consciousness and awareness has an important effect on sustaining the conservation of urban and rural archaeological areas. Local people are one of the main stakeholders in providing conservation of archaeological sites and gaining benefit within public interest concept; children may have the most important place in this group. Despite the first legal regulations in conservation of cultural heritage was developed to conserve the archaeological sites in Turkey; considering the damages caused by people, it can be said that conservation has not yet become a common social behaviour. The necessity of conservation must be introduced from childhood in order to develop a social behaviour. This paper aims to share the methods and results of the activities organized in two schools within the project on protection, presentation and tourism infrastructure development of Yumuktepe and environment, with the intention to contribute to the development of national strategy on awareness studies. In this context, the first part of the paper gives brief information about the interaction between social behaviour and legal aspects in conservation, after which, the place of conservation awareness in education awareness relations is introduced, in the third part the method and results of theproject is presented. The final partincludes proposals for developing anational strategy for rising awareness.

8.Mimarlıkta “Öznellik” Etiği ve “Özneleşme” Estetiği: Adolf Loos, Le Corbusier ve Sou Fujimoto Mimarlıkları
Tolga Sayın
doi: 10.23835/tasarimkuram.471167  Sayfalar 134 - 152
Öznellik etiği olayların belirdiği tikel durumu hesaba kattığında ve oluşturduğu ilişkiler ağıyla beraber ele alındığında hakikate ulaşa- bilir. Öznelerin ilişkisel estetiği birçok ifade pratiğiyle üretilir. Mimarlık etiği olayları yorumlarken olayın virtüeli ile mimar-özne- nin olayla ilgili bilinçli ya da bilinçdışı ifadelerini yordam olarak sorunsallaştırır. Olayın estetiğinde şeyler adlandırılır ve zihinsel imgelem olarak dile getirilirler. İmgeler aktarım sorunsalının temelini oluştururlar. Makalede mimarların mahremiyet ve aleni- yet ilişkilerinin ürettikleri etik bilgi ve estetik imgeler tartışılmaktadır. Mimarın özneleşme- sinin “güç/iktidar olarak hakikati” ortaya çıkaran aktör, konu ya da tanık olduğu ve üzerinde uygulanan güçle uyumluluk ya da uyumsuzluk gösterdiği biçimleri vardır. Ayrıca makalede yorumun öznellik/kendilik üretimi drama, fotoğraf, sinema gibi görsel ve işitsel sanatlardaki hakikat üretme gücünden yararlanır. Özneleşme pratiklerinin stratejik görünürlük- leri ve maskelenmiş görünmezleri mimarlık ve sanat kuramlarının etiğini ve estetik ilişki- selliğinin gerçekliklerini ortaya koymaktadır. Bu gerçeklikler Adolf Loos (1870-1933), Le Corbusier (1887-1965) ve Sou Fujimoto’nun (1971-) öznellik pratiklerinin serileştirilmiş imgeleri üzerinden yorumlanmaktadır. Çağdaş bir mimarlık imgesinin ortaya çıkışında mimar-öznelerin modernite ile, modern kentle ve toplumsal olanla tikel ilişkileri gerek sözcelemelerinin gerekse kendi işleri- nin sözcelerinin oluşturduğu metinsellikler- dir. Bu metinsellikler çokluk, teatrallik, olay, maske, boşluk, mesafe, adlandırma, ev, bakış, gerçek/gerçeküstü, imge, simge vb. kavramsal referans çerçevesinde ele alnırlar ve tekillikler olarak görülürler.
Ethics of subjectivity can reach out for the truth when an emergent particular situation in an event and its relational network is considered. Relational aesthetics of subjects are produced in many practical expressions. Architectural ethics in interpreting events problematizes virtual of the event and conscious and unconscious expressions of architects related to the event as a routine. The related things are denominated in aesthestic relations and emerges with mental imaginary and are expressed in language. These images become the foundamental problematics of transmission. In this paper privacy and publicness of architects producing ethical knowledge and forming the aesthetic images are discussed. Subjectivation of an architect being a subject, actor or witness, emerging the “power as truth” have forms showing compatibility and incompatibility with the power being practiced. Also, in this paper interpretation that produces subjectivity/ self, takes the advantage of visual and auditory arts as drama, photography and cinema producing the power of truth. Strategic visibilities and masked invisibilities of subjectivities in practice present realities in ethics and relational aesthetics of architectural and art theories. Adolf Loos (1870- 1933), Le Corbusier (1887-1965) and Sou Fujimoto’s (1971-) production of subjectivities are interpreted in serial images in emerging realities. Architectural particularities relating modernity, modern city and the social; enonciations, works and utterances form textualities emerging a contemporary architectural image. These textualities are also singularities and read in a frame of referential concepts: Multiplicity, theatricality, event, mask, gap, margin, denomination, home, gaze, real/surreal, image, symbol etc..

LookUs & Online Makale