ISSN 1302-2636
TASARIM + KURAM DERGİSİ - Tasarım Kuram: 17 (32)
Cilt: 17  Sayı: 32 - 2021
ARAŞTIRMA
1.Semt Pazarlarının Kentsel Yaşamda Sosyallik Temelli Kamusallığın Geliştirilmesindeki Rolü
Gökçe Uzgören
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.83702  Sayfalar 1 - 19
Bu çalışmanın amacı, çağdaş kapitalist sistemde alternatif bir alışveriş mekânı olarak geleneksel semt pazarlarının kentsel yaşamda sosyallik temelli kamusallığı geliştirme açısından taşıdığı potansiyelleri araştırmaktır. Çalışmanın temel hipotezi geleneksel semt pazarlarının kentsel yaşamın gündelik pratikleri içerisinde ihmal edilen kamusal mekânlar olduğu ve bu mekânların sosyallik temelli kamusallık bağlamında taşıdığı potansiyellerin literatürde çok fazla irdelenmediğidir. İstanbul’un Eyüp ilçesinde bulunan geleneksel bir semt pazarında yürütülen saha araştırmasına dayanan çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışma bulguları ağırlıklı olarak sahada günün farklı saatlerinde yapılan gözlemlere ve pazar alanını ziyaretçileri ile yapılan (36 adet) yarı yapılandırılmış anket çalışmasına dayanmaktadır. Çalışmada geleneksel semt pazarlarının, özellikle aleniyet ve rastlantısallık temelinde “toplumsal kapsayıcılık ve çeşitlilik”, “farklı iletişim biçimleri”, “mekânsal geçicilik, devamlılık ve esneklik”, “alternatif alışveriş” ve “özgünlük ve toplumsal anlam” olmak üzere birbiriyle ilişkili ve birbirinin varlığını gerektiren 5 temel başlık altında incelenebilecek çeşitli potansiyeller taşıdığı tespit edilmiştir. Ayrıca pazar yerlerinin yalnızca “tüketim” ile özdeşleştirilerek kentsel yaşamdaki kamusallığı zedelediğine ilişkin hâkim literatüre karşın geleneksel semt pazarlarında ortaya çıkan tüketim/alışveriş biçiminin, çağdaş kapitalist sistemdekinden farklılık arz eden niteliklerinin bulunduğu ulaşılan sonuçlardan bir diğeridir. Sonuç olarak çalışmada, geleneksel semt pazarlarının sosyallik temelli kamusallık ile bağlantısı, burada ortaya çıkan farklı sosyallik biçimleri ile ilişkilendirilmektedir. Ayrıca, kamusallık ve pazar yerleri üzerine yapılacak bilimsel çalışmalarda farklı coğrafyalarda, farklı tarihsel kesitlerde ve farklı toplumlarda ortaya çıkıp şekillenen pazarların her birinin kendi özgünlükleriyle ele alınması ve kamusal mekân potansiyellerinin bu çerçevede tartışılması gerektiği düşünülmektedir.
The aim of this study is to investigate the potentials of traditional street markets as an alternative shopping space in terms of developing sociability-based publicity in urban life in the contemporary capitalist system. The main hypothesis of the study is that traditional street markets are public spaces neglected within the daily practices of urban life and the potentials of these spaces in terms of sociability-based publicness are not adequately studied in the literature. Qualitative research method was used in the study based on field research conducted in a traditional street market in Eyüp district of Istanbul. In the study, various potentials based on espacially publicness and randomness, which can be examined under 5 main titles that are related to each other and which require the existence of each other, in traditional street markets have been revealed: “social inclusion and diversity”, “different forms of communication”, “spatial temporariness, continuity and flexibility”, “alternative shopping” and “originality and social meaning”. In addition, it is another result that –as opposed to the dominant literature regarding the fact that the market places have damaged publicness in urban life by identifying only with “consumption”– the consumption/shopping forms that emerged in traditional street markets has different characteristics than the forms in the contemporary capitalist system. As a result, in the study, the connection of traditional street markets with publicness is associated with the different forms of sociability emerging in these spaces. Finally, it is argue that each of the street markets emerging and shaped in different geographies, different historical sections and different societies should be handled with its own originality and the potential of public space should be discussed within this framework in scientific studies on publicness and market places.

2.Mimari Tasarlama Sürecinde Mimesis/Taklit Kavramı; Kaba Kümeler Üzerinden Bir Çözümleme Önerisi
Özgür Demirkan, Ayhan Usta
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.37268  Sayfalar 20 - 34
Mimari tasarlama süreci üzerine geliştirilen kuramlar, temelde bazı ilkeleri aynı kalmakla birlikte tasarımın çok boyutluluğunu farklı şekillerde ele almaktadırlar. Bu çalışmalardan birisi olarak hazırlanan metin; tasarlanan her mimari nesnenin hem taklit edilme potansiyeli ile kendisinden sonra tasarlananların bilgisini hem de kendinden öncekilerin taklidi olduğunu kabul etmektedir. Bu bakışla çalışmanın amacı; mimari tasarım sürecinde mimesisi kavramsal derinliğine koşut, analitik bir çözümleme bağıntısı üzerinden tartışmaktır. Matematik biliminin araştırma alanlarından birisi olarak kabul edilen ancak sosyal bilimlerden mühendislik bilimlerine kadar oldukça geniş bir araştırma alanına sahip olan kaba kümeler, tasarlama sürecinde taklit olgusunu açıklayıcı bir sistematiğe sahiptir. Karşıtlıkların analizine dayalı bu sistematik; var olma sebebini zaten var olanlara dayandıran mimesis ile örtüşmekte, dolayısıyla taklit eden ve edilen arasındaki ilişkiyi tanımlayan, çözümlenmesine ilişkin güçlü bir dayanak olarak kabul edilmektedir. Bu eksende birbiriyle bağlantı üç katman üzerine temellendirilen metinde; öncelikle tasarlama süreci, mimesis ve kaba kümeler üzerinden çalışmanın kuramsal çerçevesi çizilmiştir. Sonrasında, kaba kümelerin temel kavramlarından yola çıkalarak kuramsal temeli destekleyecek bir çözümleme önerisi geliştirilmeye, son olarak önerilen çözümleme bağıntısı Archiprix projelerinde sınanmaya çalışılmıştır. Elbette zihinsel bir deneyim olarak tasarlama sürecinin tam ve açık bir şekilde ortaya konulabilmesi mümkün görünmemektedir, ancak yapılan çalışmada olduğu gibi tasarlama sürecini anlamlandırmaya ilişkin araştırmaların mimari tasarım stüdyosundaki eğitim yöntemlerini destekleyen zengin bir içerik yaratacağı kabul edilmektedir.
The theories developed regarding the architectural design process examine the multidimensionality of the design in different ways although some principles remain the same. One of these studies acknowledges that every architectural object consist of a mimesis potential and information regarding those objects that will be designed afterwards. Additionally, it admits that these objects are actually no more than the mimesis of its predecessors. From this point of view, the purpose of this study is to discuss the concept of mimesis in the process of architectural design through an analytic relationship parallel to the conceptual depth. Rough sets, which are considered one of the research fields of mathematics but have a wide range of research fields from the social sciences to the medical and engineering sciences, have a systematic work system explaining the phenomenon of mimesis in the design process. This systematic based on the analysis of opposition is compatible with mimesis, which explains its raison d’erte via the ones that already exist. Consequently, it is accepted as a strong basis for its analysis, which defines the relation between the imitator and the one being imitated. In the text grounded on three layers in relation with each other, primarily using this point of view, the theoretical framework of this study was established on the basis of the design process, mimesis, and rough sets. After that, an analysis proposition to support the theoretical foundations based on the basic concepts of rough sets was developed. Finally, the proposed analysis relationship in the Archiprix projects was tested. It is certain that it does not seem possible to indicate the design process as a mental experience in a complete and clear way. However, it is accepted that studies that try to elucidate the meaning of the design process, as in the present study, will create a rich content supporting education methods in the architectural design studio.

3.Tarihsel Süreçlerde Taksim Meydanı ve Beyoğlu Bölgesinin Morfolojik Evrimi ve Sentaktik Analizleri
Müge Özkan Özbek
doi: 10.14744/tasarimkuram.2021.83435  Sayfalar 35 - 54
Kent mekanları ve barındırdıkları açık kamusal alanlar insan ilişkilerinin ve bu ilişkilerin gerektirdiği donatıları içeren mekânlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Gündelik hayatın sürdürüldüğü bu mekanlar, yaşamın öznel ve psikolojik süreçlerinin geçtiği, algı ve deneyimlerin bilince, kişiliğe ve anılara dönüştüğü yerler olarak inşa edilirken, kişilerin mekâna yüklediği farklı anlamlarla şekillenmektedir. Kentsel mekânlar, bu yönüyle hem kentin kamusal benliğini ve kimliğini inşa etmekte hem de yaşanan medeniyetlerin birer tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihi kent meydanları ise ortak kullanım alanları olmalarının yanısıra siyasi iktidarların toplumlara mesajlarını plan ve uygulama kararları ile fizik mekan üzerinden ilettikleri politik bir anlama da sahiptirler. Bu çalışmanın amacı, Beyoğlu ve merkezi tutarak güçlü bir odak noktası olan Taksim Meydanı’nı kentsel morfoloji analiz yöntemi olan Mekân Dizimi (Space Syntax) ile incelemek ve bölgenin sokak izlerinde yaşadığı yapısal değişimlerin, meydanı ve Beyoğlu’nu tarihsel süreçteki olgularla nasıl etkilediğine dair bir araştırma ortaya koymaktır. Ayrıca,imar revizyonlarıyla değişen ızgara sistemindeki kopukluk ve bütünleşmelerin sosyal yapıya ve kullanım şekilerine etkileri arasında ilişki kurmak bu araştırmanın diğer bir omurgasını oluşturmaktadır. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Beyoğlu’na yapılan imar revizyonları, yerleşimin bir tek fiziksel strüktürünü değil, sosyal ve ekonomik değişimine de etki etmiştir. Araştırma boyunca bu değişimleri anlamak adına bir tarihsel arka plan okuması yapılmıştır. 1923-1950 genç cumhuriyet yapılanmaları, 1950-1960 çok partili sistem,1960-1980, planlı ekonomik sisteme geçiş, 1980-2012-2016 siyasi yönetimlerdeki değişiklikler ve günümüze gelen eklemeler olarak seçilmiştir. Bu tarihsel okumalar ışığında dönemlerin planları kullanılarak fiziksel değişimlerin zaman içindeki akışı araştırılmıştır. Özellikle 1950 sonrasında Taksim Meydanı ve çevresinde yapısal olarak yaşanan değişimlerin sosyal kırılma noktalarını da beraberinde getirdiği analizlerde ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Urban spaces with public spaces they have, appear as spaces that contain human relations and equipments required by these relationships. Spaces with daily life, are constructed as where subjective and psychological processes of life pass, where perceptions and experiences turn into consciousness, where personality and memories shape by different meanings where people attach in. Spaces construct both public identity and identity of the city, and appear as reflections of civilizations. Historical city squares, are not just common areas, but also have political meanings in which governments convey their messages to societies over plans. The aim of this study is to examine Beyoğlu and Taksim Square, as a strong focal point by using an morphological analysis method Space Syntax, and reveal a research about how the structural changes affected street tracks in the square and Beyoğlu with the facts in the historical process. In this context, the relationship between the changes in Beyoğlu and Taksim Square are revealed with their historical break points till today and tried to understand how the events affected these spaces. In addition, establishing a relationship between changes in grid by plan revisions and the effects on the social structure and usage patterns with disconnections and integrations of streets, constitutes another backbone of this research. Before and after the Republic, plan revisions for Beyoğlu affected not only the physical structure, but also caused social and economic changes.

4.Sürdürülebilir Cephelerde Yangın Riski Değerlendirmesi
Görkem Mustafa Yeniay, Ümit Arpacıoğlu
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.46320  Sayfalar 55 - 69
Dünya genelinde artan enerji ihtiyacını karşılamak için alınan önlemler her sektörde olduğu gibi yapı sektörünü de etkilemiş, sürdürülebilir ve enerji etkin bina sistemlerine yönelmeyi gerekli kılmıştır.
Bu süreçte bina cepheleri, iç mekânı dış etkilerden koruyan bir kabuk olmanın yanı sıra bina performansına da katkıda bulunan, enerji verimliliğini gözeten bir yapı elemanı haline dönüşmüştür. Bu tür binaların cephelerinde kullanılan malzemeler, cephenin geometrik formu ek yangın tehlikeleri oluşturabilmekte bazı uygulamalar itfaiye müdahalesine engel olabilmektedir. Konu hakkında ulusal yangın yönetmeliğimiz gerek malzeme seçimi gerekse aktif ve pasif yangın önlemleri konusunda bazı hükümler getirmektedir.
Bu çalışmada sürdürülebilir cephelerde oluşabilecek ek yangın yükleri birçok faktör üzerinden değerlendirilmiş, ulusal yangın yönetmeliği ve standartlarca alınması geren önlemler belirtilmiştir.
Measures taken to satisfy the increasing energy need world-wide have affacted the building sector as in every sector, has made it necessary to move towards sustainable and energy efficient building systems. İn this process, building facades turned into a building element that monitors energy efficiency in addition to being a shell that protects the interior from external influences, it also contributes to the building performance. The materials used in the facades of such buildings, the geometric form of the facade may create additional fire hazards and some applications can prevent firefighting intervention. Our national fire regulation provides some proxisions on the choise of materials as well as active and passive fire precautions. In this study additional fire loads that may occur on sustainable fronts has been evaluated on many factors, and measures that must be taken by national fire regulation and standards are specified.

5.Yerleşme Tarihi Analizi İçin Yöntemsel Bir Çerçeve Önerisi: Kentsel Morfoloji ve Tarihsel Coğrafyanın Sunduğu Olanaklar
Saadet Tuğçe Tezer
doi: 10.14744/tasarimkuram.2021.96530  Sayfalar 70 - 89
Birçok farklı yaklaşımla yerleşme tarihi alanında üretilen çalışmalarda yöntem, seçilen örnek alan, tarihsel analizin yapıldığı zaman aralığı, çalışmaya kaynak oluşturan yazılı ve görsel materyaller gibi pek çok değişken; çalışmanın sonuç ürününü etkilemektedir. Şehircilik çalışmaları açısından yerleşmenin bir tarihsel kesitte makroform gelişimi ve kentsel biçimlenmesinin araştırılması kadar, biçimlenmeyi etkileyen dinamiklerin ilişkisel olarak ele alınması da önem taşımaktadır. Yerleşme tarihi analizini ölçeklerarası, zamanlararası ve temalar arası bir bakış açısıyla yapmayı hedefleyen bu çalışma, bu bağlamda tarihsel coğrafya ve kentsel morfoloji disiplinleri perspektifinde bir çerçeve sunmaktadır. Burada amaç, yerleşme tarihi analizinde kullanılan tarihsel metinler ile görsel dokümanlar arasında bir ilişki kurarak, yerleşme tarihi analizinde bu iki veri alanını birleştirmektir. Bu ilişkinin kurulabilmesi için geliştirilen yaklaşımda, iki bileşen tanımlanmıştır. Yerleşme tarihi analizinin iki bileşeninin ilkini yazılı kaynaklar temelinde görsel malzemenin işlenmesiyle oluşturulan yerleşme tarihi analizi tablosu oluştururken, diğer bileşen -aynı zamanda yerleşme tarihi analizi tablosunun bir katmanını oluşturan- tarihsel/güncel harita analizi olarak belirlenmiştir. Tarihsel haritaların işlenmesi, yerleşme tarihinin mekânsal gelişimi ile yerleşmeye etki eden diğer toplumsal etkenlerin karşılıklı ilişki içinde ele alınmasını kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın ana referansını oluşturan Doktora Tezinde (Tezer, 2019) “Kentsel morfoloji ve tarihsel coğrafya ışığında sistematik bir yerleşme tarihi analizi çerçevesi geliştirmek mümkün müdür?” şeklinde kurgulanan araştırma sorusuna cevap arayan bir yöntem tartışması, bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır.
In the studies produced in the field of settlement history with many different approaches, many variables such as method, selected sample area, time interval during historical analysis, written and visual materials that constitute the source of the study; affects the result of the study. In terms of urban studies, it is important to examine the dynamics affecting the formation in a relational way as well as the research of change of macroform and urban formation of the settlement in a historical section. This study, which aims to make the analysis of settlement history with an inter-scale, intertemporal and inter-themes perspective, provides a framework in the context of historical geography and urban morphology disciplines in this context. The aim is to combine these two data fields in settlement history analysis through establishing a relationship between historical texts and visual documents used in settlement history analysis. In the approach developed to establish this relationship, two components are defined. While the first one of the two parts of the settlement history analysis constitutes the settlement history analysis table created by processing the visual material on the basis of written sources, the other part is determined as historical/current map analysis which also constitues a layer of the settlement history analysis table. Processing of historical maps facilitates the interaction of the spatial development of the settlement history and other social factors affecting the settlement. The main topic of this article is to answer this research question -which comes from main reference of this paper; PhD thesis (Tezer, 2019)- with a method discussion: “Is it possible to develop a systematic framework for settlement history analysis in the light of urban morphology and historical geography?”

6.Betonarmede Strüktürel Bir Zirve: Hipar Kabuklar
Muhammed Emin Akyürek, Nabi Volkan Gür, Mehmet Selim Ökten
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.96967  Sayfalar 90 - 108
Hiperbolik paraboloit çift eğrilikli bir yüzey türüdür. Bu yüzey türünün bir strüktür olarak kullanımı betonarmenin yaygınlaşmasıyla birlikte mümkün olmuştur. Bu strüktür yapı endüstrisinde çeşitli yüzeylerin birbiriyle entegrasyonuyla birçok kez ortaya konmuştur. Her noktasında çekme ve basınç gerilmelerini karşılaması onu diğer kabuk yapılara oranla daha ince ve estetik kılmıştır. Öte yandan kalıp işçiliği, donatı yerleştirilmesi, beton dökümü, yalıtım ve kaplama katmanlarının teşkilinin zorluğu nedeniyle bu strüktürlerin uygulanması belirli bölgelerle sınırlı kalmıştır. Bunun yanında ilerleyen yapı teknolojisi ve yeni malzemelerin icat edilmesi çeşitli çağdaş uygulamaların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Çalışmada ülkemizde nadir rastlanan hipar kabukların mühendislik ve mimarlık ortak disiplininde betonarmeye yönelik teorik bir çerçeve çizip onun plastik boyutu olan ince kabuk strüktürlerden bahsedilmiştir. 20.yüzyılın önemli kabuk tasarımcıları ve dönemine damga vuran yapılarına değinildikten sonra kabuk strüktürler arasında strüktürel etkinlik ve estetik bağlamında en iddialı formlardan olan hiperbolik paraboloit (hipar) kabuklar tarihi gelişim ve yapım yöntemleri bağlamında incelenmiştir. Öncüler, gelişme/ zirve ve çağdaş uygulamalar başlıkları altında sınıflandırılan betonarme hipar kabuk uygulamaları, yapım sorunları, yapım tekniği ve kolaylığı, geçilen açıklık, strüktür malzemesi ve kalınlığı gibi ayırt edici özellikler içeren bir tabloda özetlenmiştir. Elde edilen bulguların özellikle mimarlık ve mühendislik öğrencileri için alandaki Türkçe kaynak eksikliğine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Hyperbolic paraboloid is a type of double curvature surface. The use of this surface type as a structural system became possible with the widespread use of reinforced concrete. This structural form has been used many times in the building industry with the integration of various surfaces with each other. Neutralizing tensile and compressive stresses at every point made it thinner and more aesthetic than other shell structures. On the other hand, the implementations of these structures has been limited to certain regions due to the difficulty of construction such as formwork, reinforcement placement, concrete casting, forming insulation and coating layers. However, with the advancing construction technology and the invention of new materials, it has led to the emergence of various contemporary technics.
In this study, a theoretical information for reinforced concrete is given and mentioned thin shell structures.Then the important concrete shell designers of the 20th century and their structures that marked their period, the hyperbolic paraboloid (hypar), which is one of the most ambitious forms among shell structures has been examined in the context of historical development and construction techniques. Reinforced concrete hypar shell applications, which are classified under the titles of pioneers, development / peak and contemporary applications, are summarized in a table containing distinctive features such as construction problems, construction technique and ease, span, structure material and shell thickness. It is thought that the study will contribute to the lack of Turkish resources in this field, especially for the students of architecture and engineering.

7.Metafor ve Deneyim olarak Mimarlık: Nazım Hikmet'in Son Dönem Şiirleri
Efe Duyan
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.83792  Sayfalar 109 - 119
Gerçekçiliği ve politik yönüyle modern Türk şiirinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilen Nâzım Hikmet, son dönem şiirlerinde mimari betimlemeler etrafında inşa edilmiş doğrusal-olmayan bir anlatı tarzı geliştirmiştir. Bu makalenin amacı Hikmet’in son dönem mekânsal metaforlarının ortaya çıkardığı deneyimi tanımlamak ve incelemektir. Hikmet’in çok-boyutlu mekânsal metaforlarının ürettiği duygusal deneyimini incelemek için disiplinlerarası bir alan olan mekânın anlatıbilimi zemininde Paul Ricoeur’un metafor kuramına başvurulacaktır. Ricoeur hem edebiyatı hem de mimarlığı dış dünya, yapıt ve yorum olarak üç aşamalı olarak ele alır. Bu açıdan Ricoeur’un bakış açısı, gerçek yaşamla şiiri birbirinden ayırmayan, şiirsel yapılarını dikkatle tasarlayan ve okura ulaşmayı metnin temel işlevi olarak tanımlayan Nâzım Hikmet’in poetikasıyla bir koşutluk oluşturur. Ricoeur’a göre metaforlar yalnızca iki isim arasındaki bir değiştirme değil, dünyanın başka türlü tarif edilemez katmanlarından oluşan yeni bir bilgi alanına ulaşmanın da bir yoludur. Hikmet’in son dönem mekânsal metaforları da kanonik gerçekçi tarzından farklı olarak yeni bir varoluşsal gerilimin kapısını açarlar. Çalışmanın özgün yönü, Hikmet’in şiirlerindeki mimari mekân kullanımını gündeme getirmesinin yanı sıra; son dönem şiirlerindeki farklılaşmayı, ideolojisinden uzaklaşmamakla birlikte doğrusal olmayan bir anlatıya dayanan mekânlarıyla açıklamasıdır. Çalışmanın temel bulgusu Nâzım Hikmet’in son dönem metinlerinin gerçekçi görselleştirme stratejilerinden uzaklaşarak siyasi umudun yanına varoluşsal kaygıları ekleyerek sınırları belirsiz ve tekinsiz mekânlar ürettiği yönündedir. Sonuç olarak metafor olarak yazılı-mekânların birer anlatının kabı olmanın ötesine geçerek yeni mimari deneyimlerin kapısını açtığı belirtilebilir.
Nâzım Hikmet, one of the most important figures of the modern Turkish poetry known for his realistic and political style, has developed a non-linear narrative style built around spatial depictions in his recent poems. The purpose of this article is to reveal the spatial experience produced Hikmet’s architectural metaphors within the scope of his works in his last years. In order to examine the emotional experience of Hikmet’s multi-dimensional spatial metaphors, Paul Ricoeur’s metaphor theory will be applied on the basis of the narratology of space as an interdisciplinary field. Ricoeur’s theory defines both literature and architecture in the three categories of the outside world, the artwork as structure, and interpretation, which connects his framework to Hikmet’s interest in real life, his structured poetry and his functional agenda to reach out to people. For him, metaphors are not just substitutions between the two names, but a means of reaching a new field of otherwise indescribable layers of the world. Unlike his canonical realist style, Hikmet’s spatial metaphors open the door to a new existential tension in his last poems. The original aspect of the work is that it analyzes architectural metaphors through narrative space, which produce an experience in the imagination. Focusing on Hikmet’s architectural spaces to explain his architectural spaces based on a non-linear narrative is the other original contribution of the article. The results of the study are that Hikmet’s architectural spaces of his late years moved away from realistic visualizations -that contain the plot, contain symbols or broaden the context of the text- and produced ungraspable, uncanny, and ever-changing surroundings producing an effect of the flow of life met with a political hopefulness and subjective angst at the same time. To conclude, it can said that the narrative spaces as metaphors open up new ways of architectural experience due to their special qualities transcending their main function as containers of the plot.

DOSYA TANITIM YAZISI
8.2020 Ulusal Lisansüstü Mekansal Çalışmalar Sempozyumu Seçili Makaleler
Gizem Aksümer, Bahar Aksel, Kumru Çılgın, Elif Hant, Tuğçe Tezer
Sayfalar 120 - 122
Makale Özeti | Tam Metin PDF

ARAŞTIRMA
9.Kimin İçin Kent?: Lisansüstü Çalışmalarda Türkiye’de Kentsel Toplumsal Hareketler
Yasemin Bahçekapılı
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.39205  Sayfalar 123 - 136
Bu araştırmada bilimsel çalışmalarda Türkiye’deki kentsel toplumsal hareketlerin hangi odaklar üzerinden ve nasıl incelendiğini tespit etmek amacıyla Türkiye’de üretilen lisansüstü çalışmalar içerik ve söylem analizi yöntemiyle ele alınmıştır. Ulaşılan 34 çalışmanın genel özellikleri tespit edildikten sonra erişime açık olan 29 çalışma metodolojik yaklaşımları ve odak konuları üzerinden derinlemesine incelenmiştir. Böylece kentsel toplumsal hareketlerin hangi özellikleriyle ele alındığı, hangi sorunlara çözüm aramak için gerçekleştiği, konuyla ilgili bilimsel üretimin odağının hangi alanlarda olduğu tespit edilmiştir. Çalışmaların %74’ünün Ankara’daki ve İstanbul’daki üniversitelerde üretildiği; sosyoloji, şehir ve bölge planlama ve siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümlerinde yoğunlaştığı; %79’unun İstanbul’daki kentsel toplumsal hareketleri ele aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaların metodolojik yaklaşımları incelendiğinde %86 oranla en çok nitel araştırma yöntemlerine başvurulduğu görülmektedir. Kentsel mücadeleyi konu edinen araştırmaların ele alınmasıyla birlikte aktivist-araştırmacı kimliği metodolojik yaklaşımlar değerlendirmesine katkı sunmuştur. Buna ek olarak mekanın (yeniden) üretiminde hangi problemlerle karşılaşıldığı ve bu problemlerin hangi zaman diliminde ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Çalışmaların odaklandıkları konular bağlamında 2003-2011 ve 2013-2019 olarak iki döneme ayrıldığı görülmektedir. Bu ayrımda kent hakkı kavramının ve Gezi Direnişinin belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Son bir tartışma olarak gündelik hayatın incelenen çalışmalarda nasıl bir yer tuttuğu değerlendirilmiştir.
This study aims to discover the methodologies and the focuses of scientific researches which are about urban social movements in Turkey. Within this purpose the graduate theses that were completed in the universities in Turkey were examined with content and discourse analysis. Because of the access block 29 of 34 theses were deeply analyzed. The studies were accumulated on sociology, city and regional planning and political science and public administration departments. %74 of the studies were produced in the universities of Ankara and Istanbul. 86% of them applied qualitative research methods; and %79 of them examined movements in Istanbul. Activist-researcher identity contributed the evaluation of methodological approaches. Furthermore, it has been determined which crises were encountered in the (re) production of the space and in which time period. This paper illustrates that the studies are divided into two periods as 2003-2011 and 2013-2019 in the context of the subjects they focus on. It has been concluded that the concept of “the right to the city” and the Gezi Resistance are determinative in this distinction. As a final discussion, it was evaluated how daily life were discussed in the context of urban social movements in the theses examined.

10.Bomonti’nin Dönüşümüne Üretim Dinamikleri Üzerinden Bakmak
Sinem Seçer
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.39306  Sayfalar 137 - 149
Metropol kentler ve üretim dinamikleri arasındaki ilişki kapitalist gelişmeye içkin dönüşümlerle farklı biçimler almaktadır. 1890 yılında Bomonti Bira Fabrikası’nın kurulmasıyla kentin kenarında bir sanayi semti olarak doğan, 1960’larda ‘Sanayi Bölgesi’ ilan edilen, bugün ise lüks konut yatırımları, eğlence ve kültür mekanları yanında hazır giyim firmalarıyla da dikkat çeken Bomonti semti bu ilişkinin izlenebildiği özel bir ortam sunar. Bu çalışma İstanbul’un en merkezi alanlarından biri olan semtin dönüşümüne ekonomik peyzajını oluşturan sanayi faaliyetlerinin tür ve dağılımına odaklanarak bakmayı amaçlamaktadır.
The relation between the metropoliten cities and dynamics of production take different forms in line with the each era of capitalist development. Bomonti as an old industrial district named after the establishment of Bomonti Beer Company at the end of 19th century, now attracts both residence complexes, culture and entartainment venues and garment producer firms, and serves as a medium to monitor this kind of a relationship. This graduate research aims to analyze the transformation of one of the most central districts of İstanbul with a special focus on the production activities making up the economic landscape of the district.

11.Marmaray Hattı İstasyonlarının Toplu Taşıma Odaklı Kentsel Gelişme Yaklaşımına Uygunluk Açısından İncelenmesi
Kübra Pilatin
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.98598  Sayfalar 150 - 159
Dünya genelinde yaşayan nüfusun kentlerde yoğunlaşması kentte mekânsal ve sosyo-ekonomik baskı oluşturmakta ve bu baskı kentin sürdürülebilir yaşam standartlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışma için özellikle kentsel toplu ulaşım sistemlerinin kentin nüfus artışıyla paralel olarak planlanmaması, kentte kontrolsüz mekânsal büyümeyi etkilemesi temel sorun olarak görülmüştür. Sürdürülebilir kentsel gelişme ve sürdürülebilir ulaşım olgularının ikisini de kapsayan ve entegrasyonunu sağlayan ‘’Toplu Taşıma Odaklı Kentsel Gelişme Modeli (Transit-oriented Development - TOD)’’ söz konusu ulaşım kaynaklı kentsel bozulmaların çözülmesi için uygun kuram olarak seçilmiştir. Dünyada yapılan çalışmalarda TOD yaklaşımı genellikle kentin yeni gelişme bölgelerindeki planlama politikaları kapsamında uygulanmaktadır. Bu çalışma halihazırda kentleşmiş bir bölge olan Marmaray Hattı çevresinde incelenmesiyle özgünlük oluşturmaktadır. Hat uzunluğunun fazla olmasından dolayı etki alanının daha fazla olduğu düşünülerek, Anadolu Yakası’ndaki istasyonlara yoğunlaşılmıştır. Hat çevresinin özellikle şehir içi yolculuklar için tercih edilen bir hat olmasının sağlanması için TOD uygulamasının uygunluğu ölçülmektedir. Yöntem olarak, Cervero’nun 5D (density, diversity, design, destination accessibility, distance to transit) yaklaşımı temel alınmıştır. Bu yaklaşım doğrultusunda çalışma alanı için dört temel değerlendirme kategorisi bulunmaktadır. Yoğunluğu artırılmış yapılaşmış çevre, arazi kullanım çeşitliliği, erişilebilirlik ve yaya odaklı kentsel tasarım ile toplu ulaşım sistemlerine olan mesafe belirlenen kategorilerdir. Bu başlıklar altında on iki parametrenin hesaplaması yapılmıştır. Ardından hesaplanan değerler analitik hiyerarşi süreci ile değerlendirilip, her istasyon için farklı bir TOD endeksi hesaplanmıştır. Endeks değerlerine göre incelenen istasyonların TOD uygulaması için uygun olup olmadıkları gözlemlenmiştir.
The concentration of the population living in the world in the cities creates spatial and socio-economic pressure in the city and this pressure negatively affects the city’s sustainable living standards. For this study, it was seen as the main problem that the urban public transportation systems were not planned in parallel with the population growth and that the uncontrolled spatial growth in the city affected. The ‘Transit-oriented Development (TOD)’, which covers both sustainable urban development and sustainable transportation phenomena and provides its integration, was chosen as the appropriate theory for the resolution of urban disruptions in question. In studies carried out in the world, the TOD approach is generally applied within the scope of planning policies in the new development regions of the city. This study creates originality by examining the Marmaray Line, which is already an urbanized region. Considering that the effective area is more due to the long line length, the stations on the Anatolian Side is concentrated. The suitability of the TOD application is measured to ensure that the line environment is a preferred line, especially for urban trips. As a method, Cervero’s 5D (density, diversity, design, destination accessibility, distance to transit) approach is based on. In line with this approach, there are four main evaluation categories for the study area. Increased density of built environment, variety of land use, accessibility and pedestrian-oriented urban design, and distance to public transportation systems are determined categories. Twelve parameters were calculated under these headings. The calculated values were then evaluated by the analytical hierarchy process and a different TOD index was calculated for each station. It was observed whether the stations examined according to the index values are suitable for TOD application.

12.Kentsel Dönüşüm ve Güncel Sanat: İstanbul’da Yaşanan Kentsel Dönüşümü Sanat Eserleri Üzerinden Okumak
Eda Gecikmez
doi: 10.14744/tasarimkuram.2021.79663  Sayfalar 160 - 176
20. yüzyılın sonları ile birlikte etkisini güçlendiren neoliberal politikalar kentleri tüketilecek birer meta olarak pazara sunmuş, kenti tüm özgünlüğünü kaybetme riski ile baş başa bırakmıştır. Hem yapısal hem de kültürel bir değişime uğrayan kentlerde; eşitsizlik, kutuplaşma gibi toplumsal ve mekansal ayrışmalar gözlenmiştir. Bu süreç aynı zamanda kültürel ortamın dinamiklerini de yeniden belirlemiş; bienaller, müzeler, fuarlar ve festivaller ile kenti şekillendiren bir kültür endüstrisi yaratmıştır. Kapsamını İstanbul ile sınırlayan bu makalede, oluşan bu kültürel ortamda, neoliberalizm ile hız kazanan kentsel dönüşüm uygulamalarını sorunsallaştıran sanat eserleri ele alınmıştır. Böylelikle, sanatçıların pratikleri ile kent politikaları arasındaki ilişkilenmeyi anlamak; kentsel dönüşüm karşısında ne gibi üretimler gerçekleştirildiği, nasıl bir eğilim sergilendiği, kurulan işbirlikleri, ortaya atılan çözümleri bir arada görmek amaçlanmaktadır. Çalışmada, kent politikalarının tarihçesi ile güncel sanat ortamının yapısı ve kurumsallaşması üç dönemde incelenmiş, bu süreçte üretilen sanat eserleri araştırılmıştır. Bu eserlerin; periferiye odaklanan, farklı dilleri, melez kültürleri, azınlıkları görünür kılmaya çalışan, yeni iş birlikleri icat ederek ekonomik ve hukuki süreçleri destekleyecek projeler üreten ve bir hafıza kaydı tutan, Rancière’den hareketle yeni olasılıklara ve yeni kurgulara zemin hazırlayan özellikler barındırdığı görülmektedir. Diğer yandan, özel şirketler aracılığıyla kurumsallaşan güncel sanatın bahsi geçen kentsel dönüşüm uygulamalarının tam da göbeğinde yer aldığı gözlemlenmiştir.
Neoliberal policies, which strengthened their influence with the end of the 20th century, transformed cities into consumable commodities, and thus the cities faced the risk of entirely losing their unique nature. This rapid structural and cultural transformation led to a series of social and spatial divisions including inequality and polarization. At the same time, this process has assessed dynamics of the cultural environment and has created its own culture industry. Limiting its scope to Istanbul, this essay focuses on artworks that problematize urban transformation that accelerated as a result of neoliberalism. It is aimed to understand the relationship between the practices of artists and urban policies, to see what kind of productions are carried out in the face of urban transformation, what tendency is displayed, the collaborations and the solutions put forward. In this study, the historical process of urban policies and the structure and institutionalization of the contemporary art examined in three periods and the artworks produced in this process were investigated. These works have features such as focusing on the periphery; making different languages, hybrid cultures, minorities visible; inventing new collaborations and projects to support economic and legal processes; keeping a memory record, setting the groundwork for new possibilities and fictions based on Rancière. On the other hand, it has been observed that contemporary art, which has been institutionalized through private companies, is at the heart of the urban transformation.

LookUs & Online Makale