ISSN: 1302-2636 | E-ISSN: 2757-668X
Journal of Design+Theory - Tasarım Kuram: 10 (18)
Volume: 10  Issue: 18 - 2014
INVITED ARTICLE
1.
Gündüz Gökçe
doi: 10.23835/tasarimkuram.239600  Pages 1 - 17
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH
2.Mimaride Anlam; Yapıdaki “Sembolik Dil” Üzerine Bir Değerlendirme
Alev Erarslan
doi: 10.23835/tasarimkuram.239593  Pages 18 - 35
Mimarlık simgesel bir söylem tarzıdır ve simgenin olmadığı yerde mimari yoktur. Kavram ve sembollerle biçimler arasındaki çok katmanlı ilişkinin doğası mimarlığın araçlarıdır. Bir iletişim aracı olarak mimarlık durağan değidir. Kültür, sosyal oluşumlar, inanç ve yaşam şekilleri onu etkiler. İnsanoğlunun tüm toplumsal ve dinsel doğasına biçim veren mimari, bir iletişim biçimi ve bir simgedir. Tüm sanat dalları gibi iletişimsel ve simgesel bir söylem kipi olan mimarlık, insan düşünce ve özleminin fiziksel bir temsili, ürettiği kültür değerleri ve inançlarının kaydıdır. Mimari nesnenin düzanlamı kültürel bir şifreyle belirlenmiş olan işlevdir. Ancak bu anlam üzerinde mimari nesneye “iletişimsel ve simgesel” nitelikli bir işlev veren ve işlev ve mimari nesnenin gösteren olarak birleştikleri bir yananlam düzeyi vardır. Mimarlık, kavramlar ve sembollerle çalışan bir iletişim dilidir ve bir mimar bunları biçimlerle dile getirir. Kavram ve sembollerle biçimler arasındaki çok katmanlı ilişkinin doğası mimarlığın araçlarıdır. Bir iletişim aracı olarak mimarlık durağan değidir. Kültür, sosyal oluşumlar, inanç ve yaşam şekilleri onu etkiler.
Bu çalışmada göstergebilimsel çözümlemeler ile mağaradan başlayarak Post-Modernist dönem sonuna kadar bir gösterge ve anlatı olarak mimaride anlam, imge, sembol ve ileti olguları, seçilen örnekler üzerinden tartışılarak, yapıların ardındaki göstergelerin şifreleri ve izleyen bireylerle kurdukları diyaloğun tercümesi yapılmaya çalışılacaktır.
Architecture is a symbol and a form of communication. Architecture, a symbolic mode of discourse like all branches of art, is a physical
representation of human thought and yearning and a record of the cultural values and beliefs created thereby. Each building designs a message for one who can perceive it and again each building has a story it wants to relay to us. When correctly translated a building explains all social, political and economic phenomena which participates in and form the life. By the same token, when the theme of the building is grasped it is no more an ordinary architectural but also a cultural figure which is not just the personality and sound of an individual but of a nation lasting for hundreds of years ensuring the establishment of a complete communication. In this paper, the communicative and symbolic language used in architecture from cave to Post-Modernism will be investigated and the stories that shape and determine the visual language constituting the comments of the codes and the dialog will be brought out.

3.Sosyal Yenileşim Ve Tasarımın Değişen Rolleri
Serkan Bayraktaroğlu, Seçil Şatır, Ahu Akgün
doi: 10.23835/tasarimkuram.239594  Pages 36 - 52
Son yıllarda giderek daha fazla araştırmaya konu olan sosyal yenileşim için tasarım, özellikle kalkınmakta olan ülkelerde ümit vaat edici, dönüştürücü bir dinamizmin tetikleyicisi olabilecek bir potansiyele sahiptir. Karmaşık sosyal meseleler karşısında, etkin ve bütüncül çözümler üretebilmek için, tasarımın sivil toplum örgütleri, kalkınma ajansları gibi farklı paydaşlarla birlikte çalışması, kendi alanındaki deneyimini yeni bilgi ve beceriler ile harmanlaması gerekmektir.

Çalışmanın amacı; bu türden ortaklıkların gerçekleştiği, sosyal fayda sağlayan, sonuçlarının okunabileceği kadar olgunlaşmış projeler üzerinden sürdürülebilir kalkınma, sosyal yenileşim ve tasarım arasındaki ilişkiyi kurmak ve bu ilişki ağında tasarımcıların üstlenebileceği yeni rolleri keşfetmektir.

Bu amaç doğrultusunda, makale Hindistan özelinde var olan sosyal yenileşim içerikli projeleri inceleyerek süreçte yer alan paydaşları irdelemektedir. Çalışmanın sonuçları göstermektedir ki tasarımcılar beş farklı ama geçişken kimlik ile ve bu kimliklerinin onlara tanımladığı sınırlar dahilinde ekonomik ve sosyal değerin birlikte doğduğu sosyal yenileşimlerin gerçekleşmesini desteklemektedirler.
Design for social innovation, as an emerging research field, has a potential to trigger a promising and transforming dynamism for developing countries. In order to create effective and holistic solutions for complicated social problems, design should collaborate with various stakeholders such as NGO’s and development agencies, and blend in new skills and knowledge with its own domain. To be able to draw connections between sustainable development, social innovation and design, and to explore emergent roles of design, the purpose of the research is examining this type of collaborative projects, which are mature enough to observe their outcomes and have generated social value. With this purpose, the article studies the stakeholders while examining several projects dealing with social innovation in the context of India. Results of the study indicate that designers, with five distinct but transitive identities, take different roles to realise social innovations which economic and social value are procreated together.

4.Öğrenci Yurdu Odalarının Mekân Kalitesinin Kullanıcıların Fonksiyonel Ve Algısal Performansı Üzerine Etkisi; Tahsin Banguoğlu Öğrenci Yurdu Örneği
Kubulay Çağatay, Kemal Yıldırım
doi: 10.23835/tasarimkuram.239601  Pages 53 - 72
Bu araştırmada, Ankara’da bulunan Tahsin Banguoğlu Öğrenci Yurdu’nda kalan kız ve erkek öğrencilerin kullandıkları ve aynı özelliklere sahip sekiz kişilik odaların, fonksiyonel ve algısal performans analizleri yapılmıştır. Buna bağlı olarak, odaların iç mekân karakteristiklerinin ve insan–donatı elemanı yoğunluğunun kullanıcıların mekân algılamaları üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca uygun olarak geliştirilmiş ayrıntılı bir anket yardımıyla, öğrencilerin yurt odalarına yönelik fonksiyonel ve algısal performans değerlendirmeleri ölçülmüştür. Sonuç olarak, incelenen yurt binası ve odaları özelinde, kullanıcıların önemli bir kısmının odaların yerleşim düzeninden, insan–donatı elemanı yoğunluğundan, oda ekipmanlarının nitelik, nicelik ve kapasite yetersizliklerinden rahatsız oldukları; ayrıca, özellikle belirttikleri bazı ekipmanlara yönelik (kitaplık, ayakkabılık ve daha büyük hacimli elbise dolabı vb.) istekleri bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, kullanıcıların tamamına yakınının sekiz ve altı kişilik odalarda kalmak yerine, tek, iki veya dört kişilik odalarda kalmayı tercih ettikleri görülmektedir.
In this study, functional and sensual effects of performance evaluation on dormitory rooms 'interior characteristics and human-furniture density living (eight people) have been examined. The study focuses on the perceptual concentrations on the boarding girls and boys covering identical spatial features at Tahsin Banguoğlu student dormitory rooms located in Ankara. For this purpose, architectural features and interior spatial characteristics within the context of users’ satisfaction, expectation and perceptual performance are measured by applying a detailed survey. Accordingly, it has been examined that in the case of dormitory rooms and their users a significant portion are not satisfied with the residential placement, human-furniture density and capacity of wardrobes. In such a way that; the crowding of bunk beds, cabinets, desks and chairs besides, shortage of large volume of a library, wardrobe and footwear. Furthermore, another finding is almost all users preferred to stay in a single, double and quadruple rooms rather than in the rooms with six and eight people.

5.Architectural Education And The Poetry Of Reality
Kezban Ayça Alangoya
doi: 10.23835/tasarimkuram.239595  Pages 73 - 93
İyi mimarlığın ana şartı yaşam, onu oluşturan eylemler ve kurdukları mekânlar aracılığı ile hassaslıkla gözlemektir. Yaşamı yorumlayanlar, mekânı keşfederler. Yerleşimlerin özgül değerlerini keşfetmek, barındırdıkları gündelik yaşamın derinliklerini okumak ve yorumlamak öğretilebilir yetilerdir ve mimari tasarım atölyelerinde bireysel yaratıcılığın araçları olarak kullanılmalıdırlar. Atölye çalışmalarında farklı ölçeklerde gerçekleştirilen bilişsel harita ve maket çalışmaları, fenomenolojik geziler ve tasarım bölgesi ile bölümlerine yönelik betimleyici bireysel öykülerin üretilmesi üzerinden öğrenciler gündelik yaşamın fiziksel ve sosyal özelliklerini kavrayabilir, bireysel tasarımları için stratejik yerler keşfetme ve programlar önerme becerisi kazanabilirler. Bu makalede bir tasarım atölyesinin süreç ve sonuçlarına odaklanılmıştır. Tasarım atölyesi öğrencilerin mekânsal bütünsellik kavramına ait olgusallıkları (iç-dış/ hâkimiyet/bilinmeyene giriş/ başkalaşım, dönüşüm/geçiş/ sınır/ sihirli düzlemler) fenomenolojik olarak deneyimlemeleri amacıyla kurgulanmıştır. Öğrencilerin bedenleri ve zihinleri arasında ilişki kurmaları, gündelik yaşamın şiirselliğini duyumsamaları ve gizli tasarım güdülerini keşfetmeleri bu tasarım atölyesinin ana konuları olmuştur.
The primary requirement for an architect to become a good designer is to be able to sensitively observe the acts and physical conditions which constitute the life functions of the space. The ability to discover and interpret the uniqueness of each settlement and to reach the deeper dimensions of everyday life constitutes the creativity which can be learned and taught in architectural design studios. Cognitive map study, models in various scales, phenomenological excursions and invention of descriptive stories about the settlement and its parts will help the students to become sensitive about the wholeness of the area and embrace the life it harbors. This article focuses on the process and outcomes of an architectural workshop. At this workshop the students have experienced some concepts of spatial wholeness (insideoutside/ domination/ entry to the unknown/ metamorphosis, transformation/ transition/ border) on the phenomenological level. Creating a connection between the body and mind, establishing consciousness for the poetry of reality and discovering the hidden design intentions of the students have been the key issues at this workshop.

6.KENTSEL SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BAĞLAMINDA BİR İRDELEME: ÜSKÜDAR MEYDANI
İmre Özbek Eren
Pages 94 - 116
Osmanlı kentinde meydan, toplumun kendi özgün yapısına uygun olarak biçimlenen ve morfolojisi ile kent kurgusunu etkileyen bir öğedir. Tasarlanmış bir kentsel mekân olarak 'meydan'dan farklı bir anlama sahip olan bu öğe, tarihsel süreçte çeşitli anlamsal/mekânsal/işlevsel değişimlere uğramıştır.
Üsküdar Meydanı, stratejik konumu, coğrafyası, kentsel peyzajı ve tarihi birikimi ile İstanbul kentinin en önemli alanlarındadır. Bugün de Marmaray Tüp Geçit Projesi ile küresel kent adayı olarak İstanbul’un ve dünyanın önemli projelerinden birine zemin oluşturmaktadır. Bu anlamda, Osmanlı kent kurgusunda kendiliğinden ve değişik biçimlerde oluşan meydan kavramının geçirdiği anlam değişimi, bugün yeni bir değişimin daha eşiğindedir.
Bu çalışma ile, Üsküdar Meydanı’nın, geçmişten bugüne taşıdığı potansiyellerinin ve zorluklarının, kentin yeni 'vizyonu' ile ne denli örtüştüğü konusu, kentsel sürdürülebilirlik bağlamında irdelenmeye çalışılmıştır. Bu noktadan hareketle, öncelikle kentsel sürdürülebilirlik literatürüne ait ana kavramlar irdelenmiş, ardından meydanların kent yaşamı ve kurgusundaki rolü/anlamı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu iki alana ait arakesitten yola çıkarak belirlenen yöntem ile de Üsküdar Meydanı irdelenmiştir.
Sonuçta, Meydan'ın, bugüne dek kentsel sürdürülebilirlik bağlamında daha çok sürdürülemeyen bir yol izlediği ancak, sahip olduğu değerler ile de önemli potansiyeller taşıdığı görülmüştür. Gündemdeki projenin ise, sürdürülebilir yaklaşımlar devreye sokularak değerlendirilmesi durumunda, Meydan ve kent için önemli bir fırsat olduğu görülmüştür.
Today, the existence and meaning of urban squares are indispensable for the cities in terms of sustainability. Urban square had a wide range of meaning in Turkish cities, containing socio-cultural, economic and morphological dimensions come from its history. The aim of this paper is to consider the opportunities and challenges of urban squares based on a sustainable perspective. This consideration will be done in the case of Uskudar Square. The method is based on finding out the codes belong to urban sustainability and the roles and meanings of the squares. The results show that the square has followed an unsustainable character up to now although it has still important opportunities. Designing the squares according to pedestrian scale, strengthening urban memory, the perception of the place and place-attachment, continuity of historical and ecological footprints, integrity of society and space and increasing functional diversity can be some of the critical approaches for the vitality and sustainability of these spaces.

7.DILEMNA AND CONFUSION IN CONTEMPORARY TURKISH ARCHITECTURAL HISTORIOGRAPHY
Ela Güngören, Uğur Tuztaşı
doi: 10.23835/tasarimkuram.239597  Pages 117 - 134
Bu inceleme 20. Yüzyıl Türk mimarlık tarihi yazımında ‘I. Millî/Ulusal’ veya ‘II. Millî/Ulusal’ şeklinde nitelenen akımlar üzerine geliştirilen söylemler ve konuyla ilgili tartışmaları masaya yatırmayı hedeflemektedir. Bahsi geçen nitelemeler vasıtasıyla hem her iki akımın ortak ideolojik bir geçmişi bulunmadığı varsayımına temellenen görüşler, hem de ayıklama/aklanma/ ayrışma türü kavramlar ekseninde yapılan yeniden değerlendirmeler veya tasnifler gözden geçirilecektir.

Mimarların kendi yapıtlarını ‘millî/ ulusal’ sıfatlarıyla veya başka terimlerle adlandırmaları ve mimarlık yazımcılığımızda terminolojiler arasındaki farklılıklar da eğilmemiz gereken konular arasında yer almaktadır çünkü son dönemlerde literatürde ortaya çıkan çelişkilerin ‘ulusal’a endeksli terminolojilerden ziyade bunun yerine kullanılan adlandırmalardan türediği ortaya çıkmaktadır. Bu nitelemeler arasında yakın dönem tarihçilerin ‘ulusal’ ve ‘modern’ etrafında geliştirdikleri düşünceler önem taşımaktadır. Bu görüşler doğrultusunda ‘modern’ kelimesi ve içeriğinin her iki akımı da akladığına tanık olunmaktadır. Bununla beraber mimarlık ortamında sözü edilen dönemle ilgili geliştirilen terimlerle ve kavramlarla ilgili her tür idealleştirmeler kendi içlerinde farklı biçimlerde problemleştirilmektedir.
This paper aims to analyze discussions concerning the discourse on the two nationalist movements qualified as ‘the first and these second national movements’ in 20th century turkish architectural history. It will further concentrate on one hand on debates resulting from the idea that with the qualifications metioned above, the two architectural movements did not have a common ideological backgroundand on the other the dilemna and confusion caused later, seeing resultantly the need to reevaluate or reclassify concepts such as selection/acquittal/dissociation.
The architect’s qualification as ‘national’ or other of his own architectural work and the differences between references in our architectural discourse are other matters that need attention like, for it is advanced that contradictions are not caused because of the terminology that is referred to as ‘national’ but by what is used instead. Among these qualifications the ideas elaborated recently by historians for the ‘national’ and the ‘modern’ holds a key position. It is thus believed that the word ‘modern’ and its content rehabilitates the two styles altogether. Nevertheless it is certain that within the architectural context concerning the mentioned period, any kind of idealization made on the terminology and on the concepts is being problematicised each differently.

8.MEKANIN YAŞANABİLİRLİĞİ ÜZERİNE SİSTEMATİK BİR ÇÖZÜMLEME
Armağan Seçil Melikoğlu Eke, İpek Fitöz
doi: 10.23835/tasarimkuram.239598  Pages 137 - 148
Günümüzde yaşama ve yaşanılan yerlere yapılan müdahaleler ile bunların insanlar üzerinde oluşturduğu etkilere karşı duyarlı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşanabilirlik farklı birçok boyuta sahip temel bir kavramdır. Bu kavramın çözümlenerek anlaşılması ise özellikle mekan tasarımı odaklı disiplinler için oldukça önemlidir. Çünkü mimarlık ve iç mimarlık sadece yapı yapma sanatı değil yaşanabilir çevreler, paylaşılabilir ilişkiler kurma hedefleri olan düşünme sistemleridir. Özellikle iç mimarlık disiplininin ana çatkısı insanın mekanla varolma düşüncesi üzerine kurulmuştur. Buradan kaynakla çalışma ile mekanın yaşanabilirliğinin anlaşılmasını sağlayacak ilintilerin kurulmasına dayanan sistematik bir çözümleme yapılması amaçlanmıştır. Böylece bu araştırma, tasarım etkinliği içindeki tasarımcılara da yaşanabilirlik değeri yüksek mekan oluşturmalarında ihtiyaç duyup kullanabilecekleri bağlamlar oluşturulacaktır.
Emerged as a sensitive reaction to the interventions to life and residences and the effects created by those on people, livability is a basic concept of many dimensions. Analyzing and understanding this concept is very important especially for space designoriented disciplines, since architecture and interior architecture are not just arts of building but also thinking systems that aim to create liveable environments and shareable relations. Especially the main framework of the inner architecture is based on the idea of “existence of human together within the space”. From this point of view, this study aimes a systematic analysis based on building relations that help understanding the liveability of the space. Thus, this research will generate contexts for the designers in designing activities who may need and use creating spaces with high level of liveability.

LookUs & Online Makale