ISSN: 1302-2636 | E-ISSN: 2757-668X
Journal of Design+Theory - Tasarım Kuram: 12 (21)
Volume: 12  Issue: 21 - 2016
EDITORIAL
1.Editorial
Ahmet Zeki Turan
Pages II - III

INVITED ARTICLE
2.Belgelerde ve anılarda “Farklı” bir malzeme hocası: Prof. Tarık Artel ve “20. Yüzyılın ortalarına dek bir dönem” hakkında...
Halit Yaşa Ersoy, Ümit Arpacıoğlu
doi: 10.23835/tasarimkuram.315677  Pages 1 - 20
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH
3.The Case of Guggenheim Museum: An Analysis on the Use of Computing Technology for Structural Design
Tomris Akın
doi: 10.23835/tasarimkuram.315679  Pages 21 - 33
Frank Gehry tarafından tasarlanan ve 1997 yılında açılan Bilbao Guggenheim Müzesi, havacılık ve otomotiv endüstrilerinin kullandığı ancak mimarlık dünyasında daha önce kullanılmayan CATIA(Computer Aided Three Dimentional Interactive Application) yazılımı yardımıyla inşa edilen ilk yapıdır. Yapının yalnız mimari projesi değil, strüktür projesinin altyapısı da bu spesifik yazılım ile mümkün olmuştur. Frank Gehry’nin CATIA yazılımını kullanması ile başlayan, bugün farklı yazılımlar ve farklı ofisler tarafından benimsenerek devam eden tasarlama ve inşa etme biçimini anlamak, bu tasarlama biçimde mimar ve inşaat mühendislerinin süreçteki pozisyonları ile strüktür tasarımının ortaya çıkışı hakkında düşünmek ‘inşa etmenin geleceğini’ öngörmek açısından önemli görünmektedir. Bu yazıda CATIA’nın kullanımının, inşa edilen üzerinde etkili iki meslek adamının mimar ve mühendisin, aydınlanmadan bugüne tasarım sürecindeki pozisyonları bağlamında herhangi bir yenilik getirip getirmediği ortaya konmak istenmektedir. Bunun için bir ilk örnek olan Guggenheim Bilbao Müzesi’nin tasarım ve inşa sürecine, Frank Gehry ‘nin ofisi FOG/A(Frank Owen Gehry and Associates) ile yapının inşaat mühendisliği hizmetlerinden sorumlu SOM(Skidmore, Owings and Merrill, Llp) Şikago’nun birlikte çalışma süreçlerine yakından bakılmaya çalışılmıştır.
Bilbao Guggenheim Museum which was designed by Frank Gehry and opened in 1997 is the first building built by the aid of CATIA software which was formerly used by aviation and automotive industries. Not only the architectural project but also the base of the structural project has been realized by the usage of this specific software. Understanding the changing design and construction processes which started by Frank Gehry’s use of CATIA and which continues with contributions of different software’s and architecture offices, also thinking on how the positions of the architect and the civil engineer reveals the final structural design seem critical on foreseeing “the future of construction”. In this article it is aimed to understand, if the usage of CATIA made any innovations on the relationship of the architect and the civil engineer in the design process which was determined mostly in the enlightenment period. To achieve this, collaboration processes of Gehry’s office FOG/A (Frank Owen Gehry and Associates) with SOM (Skidmore, Owings and Merrill, Llp.) who were responsible for the civil engineering services is studied further.

4.Heritage Conservation Policies in East Germany in 1980'S and as a Historical Reconstruction Case Study: Berlin-Mitte Nikolaikirche
Vildan Yarlıgaş
doi: 10.23835/tasarimkuram.315683  Pages 34 - 47
Nikolaikirche, Berlin'in en eski yerleşim bölgesi olarak bilinen Nikolaiviertel'da 13. yüzyıla tarihlenmekte ve şehrin en eski kilisesi olarak kabul edilmektedir. Bu bölge kültür tarihinin zenginliği ve 1980'li yıllarda gerçekleştirilen yenileme çalışmaları sebebiyle turistler tarafından sıkça ziyaret edilen bir çekim merkezi haline dönüşmüştür. Nikolaiviertel'in yerleşim tarihi ve Nikolaikirche'nin yapı tarihçesi ile ilgili kapsamlı pek çok çalışma bulunmaktadır. Ancak bu çalışmada 2. Dünya Savaşı'nda oldukça büyük bir kayba uğrayan Kilise'nin 1980'li yılların Doğu Almanya'sında rekonstrüksiyonu yapılırken geçirdiği sürece ışık tutmak, aynı zamanda bu süreci değerlendirirken daha geniş bir perspektiften konuyu analiz edebilmek için söz konusu dönemin koruma politikalarını mercek altına almak amaçlanmıştır. Bu makalede Nikolaikirche'nin yapı tarihçesi kronolojik olarak incelenmiş ve 2. Dünya Savaşı'nda zarar görene kadar geçirdiği mimari değişimler gözler önüne serilmiştir. Savaştan sonra Almanya'nın ikiye bölünmesiyle birlikte Doğu Almanya Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Nikolaikirche'nin akıbeti ile ilgili uzun bir süre karar verilememiş ve kilise yaklaşık kırk sene kaderine terk edilmiştir. 1980'li yıllarda Doğu Almanya'nın anıtsal yapılarının onarılıp sergilenmesine verdiği önemin artması sonucu, Nikolaiviertel'in Nikolaikirche ile birlikte rekonstrüksiyonunun yapılmasına karar verilmiştir. 1981 yılında başlayan kilise onarımı ve yeniden inşası 1987 yılına kadar sürmüştür. Tarihi bir yapının, günümüze ulaşana kadar geçirdiği değişim, yıkım ve yeniden yapım tecrübesini incelerken bütün bu tarihsellik içinde siyasi erklerin ve insan faktörünün oynadığı rol Nikolaikirche özelinde bütün açıklığıyla takip edilebilmektedir.
Nikolaikirche is situated in Nikolaiviertel which is known as the oldest settlement of Berlin and dated back to the 13th century as the oldest church of the city. This region has become a center of attraction for tourists mainly for the richness of its cultural history and the renovation works carried out in the 1980’s. There are many diverse studies about the settlement history of Nikolaiviertel and the architectural history of Nikolaikirche. But this study aims both to enlighten the reconstruction process made during the DDR years of 1980’s to the church which was damaged heavily during World War II and to focus to the conservation policy of that era to be able to analyse the subject from a wider perspective while dealing with this reconstruction process. This article also examines the architectural history of Nikolaikirche chronologically and reveals the architectural alterations which was made until it suffered damage in the World War II. After the war, as a building in a place within the borders of DDR with the separation of Germany, the fate of the church had long been undecided and it was abandoned to decay for about forty years. As a consequence of the considerable increase in the importance attached to the restoration and exhibition of historical monuments in DDR, in a later time it was resolved that Nikolaiviertel along with Nikolaikirche would be reconstructed. The restoration work of the church which began in 1981, continued until 1987. One can clearly see the role of political power and the human factor on the destiny of a historical building in the example of Nikolaikirche while examining the alteration, destruction and reconstruction processes of it from past to present.

5.Blurring Limits in Architecture
Demet Dinçer, Semra Aydınlı
doi: 10.23835/tasarimkuram.315686  Pages 48 - 60
Günümüz mimarlık araştırmalarında ‘limit’ kavramının kendi sınırları içinde tartışılması bir sorunsal oluşturmaktadır. Mimarlıkta ‘limit’ kavramı genellikle töze indirgenen ‘substantialist’ bir yaklaşımla araştırılmaktadır; ancak, ilişkisel olarak ‘transactional’ bir yaklaşımla da sorgulanabilir. Örneğin x ve y’yi birbirinden ayıran bir ‘limit’ olduğu varsayımında; x’in varolma nedeni y, ya da y`nin varolma nedeni x’dir; bu nedenle ‘limit’ ilişkisel bir yapı dışında konumlandırılamaz. İlişkiyi, x ve y`den ayrı bir varlık olarak tanımlamak, ilişkisel görünen ancak nesneye / töze odaklanması nedeniyle sözde-ilişkisel bir yaklaşım sergilemektedir. Ayrıca, x ve y arasındaki ilişkinin üçüncü bir varlık karakteri olarak kabul edildiği durumlarda, töze odaklı sözde-iletişimsel bir yaklaşım ortaya çıkar. Bu makalede mimarlıkta ‘limit’ kavramı, eleştirel bir kuram olan Actor-Network Theory (ANT) `a gönderme yaparak, ilişkisel olarak ‘transactional’ bir yaklaşımla sorunsallaştırılmış ve sorgulanmıştır. Bu açıdan bakıldığında, mimarlıkta ikiliklere gönderme yapan iyi-tanımlanmış ‘limit’ kavramının bir edim (act) olarak bulanıklaşma yoluyla sorgulanması, ara-uzam önermesi bakımından uygun görülmüştür. Mimarlıkta bulanıklaşan limit, üç örneklem üzerinden, üç ayrı varlık karakteri ile tanımlanmıştır: farklı kılma/başkalaşma (altering), dönüştürme (transforming) ve ezber bozma/aşma (transgressing). Bulanıklaşma ile başkalaşan, dönüştürülen ve/veya aşılan limit, tözsel olanı dinamik bir varlık kılarak yeni bir mimarlık düşünme yaklaşımı önerebilecektir.
The limits in architecture are on debate in recent years, since architecture has been considered as a substantial entity. Inquiries using substantialist approach, however, are varied where substantialist approach emerged more into a sort of eclecticism. However, it is possible to inquire limits in architecture through a transactional point of view. Besides, if we assume that there is a limit between x and y, x stands as the reason of y`s becoming. In this regard, limit cannot be positioned outside a relational structure. If we define the relationship as a separate entity from x and y, it may only appear as transactional but it is, in fact, actually focused on a substantialist consideration. Besides, in case of
acknowledging that there is a relation between x and y as a third entity, pseudo-transactional approach emerges, which is also substantialist. For this reason, this research is to inquire limits in architecture according to transactional approach versus to substantialist one by referring to critical theories. Blurring, as an act, seeks to undermine the well-defined limits in architecture within frequently referred notions and binaries, where an “in-between” space emerges. In order to understand the term “blurring” for an architectural inquiry of limits, three exemplars are chosen, defining three acts: altering, transforming and transgressing. When a (substantialist) limit is altered, transformed and/or transgressed by blurring, it would provide a dynamic consideration, suggesting a new way of thinking in architecture.

6.A Research on the Interior Design of Yachts Built in Turkey
Murat Aydın, Tuğba Yılmaz Aydın
doi: 10.23835/tasarimkuram.315688  Pages 61 - 77
Türkiye, 24m üstü yat inşasında toplam boy açısından dünya genelinde önemli bir konumdadır. Ekonomik olarak yüksek gelir grubunun müşterisi olduğu yat sektörü, konumlandığı ülkelerde yan sanayi ile birlikte yüksek katma değer üretmektedir. Bu katma değerin boyutu, tasarım faaliyetlerine bağlı olarak artabilir ya da azalabilir. İşin tasarım boyutu, tersanenin, kullanılacak tüm donatı malzemelerinin, iç mekan imalat çizimini yapacak tasarımcıların ve bu çizimleri imal edecek mobilya imalatçılarının seçimi gibi tüm imalat süreçlerini başlatıp, bu süreçleri yönlendirebilmektedir. Bu durum, bilhassa özel imalat yatlarda karşımıza çıkabilmektedir.Dolayısı ile Türkiye’de inşa edilen yatların tasarımları büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmayla Türkiye’de inşa edilen 24m üzeri yatların iç mekan tasarımlarını (yerli ve yabancı temelinde) kimin yaptığı ve bu tasarımlara ait nitel ve nicel özellikler ortaya konulmuştur. Çalışma, Türkiye’deki yat inşa eden tersanelerin listelenmesi, ürettikleri yatların boyutsal olarak sınıflandırılması ve bunların iç mekan tasarımcı kökenlerinin yerli ve yabancı temelinde belirlenmesi şeklinde gerçekleştirilmiş bir araştırmadır. Bu amaçla son yıllarda Türkiye’de inşa edilmiş 24m üstü boya sahip 157 yat projesi incelenmiştir. Çalışma sonucunda, ortalama boyu 41.14m olan 157 yat projesinin 94’ünün yabancı, 34’ünün yerli tasarımcılar tarafından tasarlandığı ve 29’u hakkında da herhangi bir veri olmadığı saptanmıştır. Yerli tasarımların ortalama boyu 37.91m iken yabancı tasarımların ortalama boyu 43.55m olmuştur. Nihayetinde, lüks yat inşasında elde edilen bu başarının yat iç mekan tasarımında elde edilemediği söylenebilir.
Turkey, stands on the top of the list across the world about luxury yacht building over 24 meters in terms of overall length. Yacht sector, has economically high-income group of customers, produces high added value with subsectors that located in the country. But amount of these added-value can increase or decrease according to the design activities. Because design process can lead manufacturing activities from start to end. This situation become evident especially for custom builds yachts. In this respect, yachts’ manufactured in Turkey gains great importance in term of design. This study aims to determine the interior design origins (in terms of domestic or foreign) of the yachts over 24 meters which manufactured in Turkey and present qualitative and quantitative properties of these designs. This study, conducted in the form of listing of shipyard that build yacht, classification of their builts by means of length and identification of these builts’ design origin in terms of domestic or foreign. Total of 157 yacht projects (24 meters or over) lately built in Turkey has been investigated for this purpose. Average length of total projects found 41,14meters, 94 of 157 projects’ interiors belong to foreigners, 34 of 157 belong to domestic designers and about 29 of 157 could not be identified as a result of study. Domestic designs’ average length was 37,91 meters while foreigners’ was 43,55 meters. After all, could be said that success about yacht manufacturing couldn’t be attained for yacht interior design.

7.Determination and Assessment Method to Adaptability Capacity of Existing Buildings
Savaş Ekinci, Ömer Ş. Deniz
doi: 10.23835/tasarimkuram.315689  Pages 78 - 102
Mevcut yapıların içinde yer aldığı koşullardaki değişim ve gelişmeler karşısında, yapıların ömrü boyunca yapısal, işlevsel, ekonomik açılardan fayda değerini sürdürmek üzere, uyarlanabilirlik gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda, yatırımcılar, tasarımcılar, yükleniciler ve kullanıcılar için, yapının yeni koşullara uyarlanmasına yönelik yeniden tasarım ve yeniden yapım kararlarına destek olacak bir yönteme ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tespitler ışığında, mevcut kapasite sunumu ile değişim talepleri arasındaki ilişkiden yola çıkarak, yapının yeniden kullanım amacına yönelik tasarım ve yapım aşamalarına karar desteği sağlamak üzere uyarlanabilirlik kapasitesinin kantitatif bir değer şeklinde sistematik ve rasyonel bir yöntemle ortaya konulmasının gerekliliği bu çalışmanın sorunsalı olarak belirlenmiştir.
Due to the changes and developments of the conditions of existing buildings, need for adaptability arises in order to maintain the structural, functional and economical value of the buildings. In this respect, investors, designers, constructors and users require a new method to support the re-design and re-construction decisions to adapt the buildings to the new conditions. In light of these findings, taking the relationship between the change requests and the current capacity’s offer as the starting point, and in order to provide decision support for the purpose of the re-use of buildings during the design and construction phases, the necessity to elicit the capacity of adaptability quantitatively, in a systematic and rational method is defined as the problematic of this study.

LookUs & Online Makale