ISSN: 1302-2636 | E-ISSN: 2757-668X
Journal of Design+Theory - Tasarım Kuram: 16 (31)
Volume: 16  Issue: 31 - 2020
EDITORIAL
1.Editorial
Burcu Selcen Coşkun
Page V

INVITED ARTICLE
2.1 Place, 4 Architects, 3 Buildings: Short Notes on the History of the Academy in the Testimony of the Place
Nezih R. Aysel
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.65668  Pages 1 - 17
1927 yılında Fındıklı Çifte Saraylar yapılarından Cemile Sultan Sarayına yerleşen Güzel Sanatlar Akademisi, binaları ve çevreyi bir sanat akademisinin ihtiyaçları ve kimliği doğrultusunda değiştirme çabasına girişti. İlk birkaç yılı alan bu dönemde, sarayın daha önceki misafiri Osmanlı Meclisinin kullanımı için eklediği bazı yapılar kaldırıldı, iç mekân düzenlemelerinde değişiklik yapıldı. Kuruluşundan kısa süre sonra eğitim mekanları ile ilgili sorunlar yaşayan ve yerleşik bir eğitim düzeni kuramayan kurum için Fındıklı Çifte Sarayları aynı zamanda yeniden yapılanma için bir fırsat yaratmıştı. Bu yazı, 1927 yılında bu yapılara yerleşme çabası içindeki kurumun bahçeye bir ek yapı olarak yaptığı Vedat Tek ‘Ek Atölyeler Binası’ ile başlayan ve sonrasında aynı yer’i dönemin ruhuna bağlı olarak yeniden kullanan yapılardan ve tabi mimarlardan bahsetmeye çalışıyor. Yerin tanıklığında Akademinin değişen çehresini anlamaya, hatırlamaya çalışan yaklaşık 95 yıllık hikâyenin, 1927-1983 yılları arasındaki dönemde inşa edilen, bazen eğitimi ve öğrenciyi kimi zaman otoriteyi temsil eden bu yapılar, ülkenin, kentin ve Akademinin çalkantılı dönemlerinin bir gösterisi olarak yaşama katılıyorlar.
In 1927, the Academy of Fine Arts, which settled in the Cemile Sultan Palace from the Fındıklı Double Palace structures, attempted to change the buildings and environment in accordance with the needs and identity of an art academy. During this period, which took the first few years, some of the structures that the palace had added for the use of its previous guest, the Ottoman Parliament, were removed and changes were made to the interior arrangements. For the institution, which soon after its establishment had problems with educational venues and was unable to establish a built-in educational order, moved to the Fındıklı Double Palace also created an opportunity for reforming. This article tries to explain about the building that started with the Vedat Tek “Studio’s Building” built as an annex to the garden by the institution that was trying to settle in these buildings in 1927 and then about the buildings that reused the same place depending on the spirit of the period, as well as the architects. The story of nearly ninety years which tries to understand and remember the changing face of the Academy in the testimony of the place, the buildings built in the said fifty-year period between 1930-1980 and represent sometimes education and student, also sometimes the authority, participate in life as a demonstration of the turbulent times of the country, city and the Academy.

RESEARCH
3.Investigating Industrial Design Students’ Expectations from Technically-Oriented Courses: With a Case Study on Electro-mechanical Applications
Özkal Hüseyin Özsoy
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.38258  Pages 18 - 35
Bu makale, yükseköğretimdeki endüstri ürünleri tasarımı bölümlerinde yürütülebilecek elektromekanik ürün uygulamalarını temel alan disiplinler arası eğitim aktiviteleri hakkında bilgi vermekte, öğrencilerin bu tür aktivitelere ilgi ve beklentilerini araştırmaktadır. Bu aktiviteler çeşitli dersler bünyesinde gerçekleştirilmekte olup genellikle elektro-mekanik bir endüstri ürününü oluşturan parçalar, bunların montajları, ürün teknolojileri, 3 boyutlu modelleme, elektronik, yazılım, donanım, prototip yapımı gibi konulara yoğunlaşmaktadır. Derslerde öğrenciler çeşitli ürün teknoloji ve sistemleri konusunda bilgilendirilmekte, bunları gerçek parçalarla bir araya getirip çalıştırdıktan sonra tasarladıkları ürünlere uyarlamaktadırlar. Bu çalışma ile öğrencilerin, ürün içyapı ve teknolojilerinin ürün dış tasarımına etkisi hakkında bilgi ve deneyim kazanmaları hedeflenmektedir.
Makalede öncelikle dünyadaki benzer yönelimler ve ilgili akademik literatür incelenmiştir. İzleyen sayfalarda çalışmada yer alan aktivitelerinin yapısı ve uygulanışı açıklanmıştır. Sonrasında öğrencilerin disiplinler arası aktivitelerle ilgili düşüncelerini ortaya koymak amacıyla yapılan alan çalışması anlatılmıştır.
Alan çalışması sırasında yapılan analizlere girdi olarak, öğrencilerle yapılan görüşmelerde doldurulan likert ölçekli özel hazırlanmış formlar yardımıyla toplanan veri kullanılmıştır. Bu veri faktör analizi yöntemi ile işlenerek öğrencilerin disiplinler arası çalışmaya ilgi düzey ve beklentilerini belirleyen faktörler ortaya çıkartılmıştır. Makalenin son bölümünde faktör grupları ve diğer bulgular yorumlanmış, elde edilen sonuçlar listelenmiştir.
This article provides information about multidisciplinary educational activities based on electromechanical product applications that can be conducted in university industrial product design departments and investigates the interests and expectations of students in such activities. These activities are carried out in various lectures and generally focus on the parts that make up an electro-mechanical industrial product, their assembly, product technologies, 3D modeling, electronics, software, hardware, prototyping. In the lessons, students are informed about various product technologies and systems, they are put together with real parts and they are adapted to the products they design. With this study, it is aimed that the students gain knowledge and experience about the effect of product internal structure and technologies on product exterior design. In this article, similar orientations in the world and related academic literature are examined first. The following pages describe the structure and implementation of the activities in our study. Afterward, the field study which was conducted to reveal the students’ thoughts about multidisciplinary activities is explained.
Data collected in interviews by selecting grades on specially prepared Likert scale forms were used as input to the analysis conducted during the field study. This data was analyzed by factor analysis method and the factors determining the level and expectations of students’ interest in multidisciplinary studies were revealed. In the last part of the article, factor groups and other findings were interpreted and the results were listed.

4.Examining the Culture-Place Relations in Traditional Rural Housing Typologies through Space Syntax Method: A Case of Duzce
Duygu Gökce, Ayşegül Kaya
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.60783  Pages 36 - 56
Küreselleşmenin etkisiyle yaşama dair alışkanlıklar tek tipleşip mekânsal yapılanma standartlaşmıştır. Bu yeni mekân anlayışına karşılık, laboratuvar değeri taşıyan kırsal yerleşimler, doğa, insan ve kültür etkileşiminin en yalın biçimiyle gözlendiği ve kültürün konut üzerinde belirleyiciliğini koruduğu yerlerdir. Dolayısıyla, günümüzde aidiyetlik, birlik, yer duygusu ve mekânsal bağlılık halen kırsal yerleşim üniteleri olan köylerde derinden hissedilebilmektedir. Geleneksel kırsal konut tipolojileri üzerinden kültür-mekân ilişkilerini, mekânsal yapılanma ve örgütlenmedeki yansımalarını incelemeyi hedefleyen bu çalışmada, öncelikle Düzce’de üç farklı kültüre (Laz, Çerkez ve Türk) yaşam alanı olmuş üç köy (Paşalar, Duraklar ve Dadalı) seçilmiştir. Araştırmanın birincil amacı, seçilen evlerin genel literatürde iddia edildiği üzere dahil olduğu yöre-kültür grubundaki diğer evlerle aynı mekânsal kurgu ve tasarım parametrelerine bağlı olarak gelişip gelişmediklerini tespit etmek; ikincil olarak ise, aynı il sınırları içerisinde bulunan üç köyden seçilen geleneksel kırsal konut tiplerindeki benzerlik ve farklılıkları kültürel farklılıklar üzerinden ve mekân dizimi yöntemi ile okumaktır. Geleneksel konutun son yıllarda sayısal yöntemler üzerinden araştırıldığı çalışmalar literatüre yeni yeni girmektedir ve ampirik sonuçların elde edilmesi açısından kolaylık sağlamaktadır. Bu alandaki çalışmalara da örnek teşkil etmek amacıyla, mekân dizimi (Space Syntax) yöntemi kullanılarak, karşılaştırma mekân dizimi tasarım parametreleri (bağlantısallık, bütünsellik, ortalama derinlik, okunabilirlik, ulaşılabilirlik vb.) üzerinden yapılmıştır. Yapılan analizler, öncelikli olarak literatürü destekleyerek, seçilen yöre-kültür eşleştirmelerini ampirik olarak kanıtlamıştır. Kültürler arası karşılaştırmalı analizlerde ise, Laz ve Türk evlerinin mekân kurgusunda benzerlikler tespit edilse de Çerkez köyü evlerinin en bütünsel, en okunabilir ve en ulaşılabilir konut tipleri olarak ayrıştığı görülmüştür. Fakat üç kültürün de sosyal, kültürel ve ekonomik yapının değişmesi ve kentleşme baskısının artmasıyla birlikte birbirine benzeşme eğilimi gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırma genel sonuçları itibariyle Düzce özelinde seçilmiş üç kültür örneği üzerinden kültür tabanlı mekân dizimi tasarım parametrelerinin belirlenmesinde bir adım olup, gelecekte bu yönde yapılacak çalışmalar ile mevcut yerel mimari ve geleneksel konut dokularından referans alan çağdaş konut tasarım ilkelerinin geliştirilebilmesi yönüyle önemlidir.
Spatial structures have been standardized by the uniformed life patterns due to globalization. However, still today, villages are important rural settlement units where sense of place and belongingness, social connectedness and place dependence have been felt deeply. This paper aims to investigate the culture-place relationships in traditional rural housing typologies through the space syntax method. Initially, three villages, namely Pasalar, Duraklar and Dadali were chosen from Duzce, representing three different cultures (Laz, Circassian and Turkish), respectively. The primary objective was to investigate whether the chosen housing units developed similarly in their spatial configurations to the other units chosen from the same village. To understand the similarities and differences through the space syntax method between the traditional rural housing units of the three villages of the same city was the secondary objective. Studies investigating the traditional rural housing through numerical methods have gathered momentum in the recent literature and help obtain empirical results. To contribute to the field from this aspect, the syntactic parameters were used in the comparisons, to name a few, connectivity, integration, mean depth, control value, intelligibility and accessibility. The initial results provided empirical evidence that the chosen houses are the representatives of the chosen cultures. The cross-cultural comparisons also showed that Laz and Turkish house forms are similar in their spatial configurations, while Circassian houses differ from the other two as being the most integrated, intelligible and accessible. However, the housing formations in all three cultural locations have tended to resemble each other with the social, cultural and economic changes and the increase in the urbanisation rate. Overall, this research is an initial attempt for the determination of culture-led syntactical design parameters for the three cultures hosted in Duzce and can be developed further to benefit the future housing design practice by introducing design guidance in line with tradition.

5.Material and Color Use in Architectural Facade Design: Evaluation of Product Designer Approach on Material in Field Work
Seray Cidem, Çiğdem Tekin
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.74936  Pages 57 - 79
Binaların ve kentlerin yüzü olan cepheler, tasarımları ile kente ve kullanıcıya etki eden ögeler olmaktadır. Cephe tasarımında biçim, boyut, ölçek gibi kararlar ile eşit ağırlıkta yüzeyin renk tasarımı ile kullanılan kaplama malzemesinin rengi de çok önemlidir. Günümüzde artan nüfus, kentlere göçler ve artan inşaat faaliyetleri ile kent ve bina dönüşümleri hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Bu durumda kent içerisindeki mevcut konut ve cephe dokusunun beraberinde renk kullanımları da değişmektedir. Özellikle son 10 yılda inşa edilen binalarda gri, siyah, kahverengi gibi soğuk renklerin tercih edildiği görülmektedir. Bu değişimlerin özellikle bina ölçeği olarak yasal bir dayanağı bulunurken, renk seçiminde genellikle bulunmamaktadır. Bu durumda, cephelerdeki renklerin tercihinin yalnızca tasarımcı-kullanıcı sorumluluğunda olmadığı anlaşılmaktadır. Bu noktada, malzeme-ürün üretici ve tasarımcıları etkili olmaktadır. Çünkü yasal bir zorunluluk veya dayanak olmadığı için, malzeme tasarım ve üretimlerinde renk açısından bir kısıtlama bulunmamakta, malzeme üretici ve tasarımcıları tarafından belirlenen mevcut malzeme ve renk seçenekleri, tasarımcı ve kullanıcı tercihlerini yönlendirmektedir. Çalışmada malzeme/ürün tasarımcılarının malzeme kararlarının yerleşim dokusu üzerindeki etkisinin belirlenen bir çalışma alanı üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışma alanı olarak değişim hızı yüksek olan İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde çeşitli ölçütlere göre alan belirlenmiştir. Bu bağlamda sınırları belirlenmiş olan çalışma alanında 2010–2018 tarihleri arasında 215 adet işlevi konut olan yeni bina inşa edildiği tespit edilmiştir. Bu binaların tamamı dış cephe kaplaması üzerinden; malzeme, renk, doku ve boyut özellikleri incelenerek analizler yapılmıştır. İncelenen 215 binada dört (4) tür dış cephe kaplama malzemesi kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak 117 bina ile en çok kullanılan dış cephe kaplama malzemesinin seramik olduğu tespit edildiği için; bu binalardaki seramik malzeme üreticileri belirlenmiş, malzeme/ürün tasarımcıları ile anket çalışması yapılarak, malzeme seçimi üzerindeki etkileri araştırılmıştır.
Facades, which are the faces of buildings and cities, are elements that affect the city and the user with their designs. In facade design, the decisions such as shape, size, scale and the color design of the surface with equal weight and the color of the coating material used are also very important. Today, urban and building transformations are taking place rapidly with the increasing population, migration to cities and increasing construction activities. In this case, the use of color changes along with the existing residential and facade texture in the city. It is observed that cold colors such as gray, black and brown are preferred especially in buildings built in the last 10 years. While these changes have a legal basis in terms of building scale, they are generally not available in color selection. In this case, it is understood that the choice of colors on the facades is not solely the designer-user responsibility. At this point, material-product producers and designers are effective. Because there is no legal obligation or basis, there are no restrictions in terms of color in material design and production, and the available material and color options determined by the material producers and designers guide the designer and user preferences. In this study, it is aimed to examine the effect of material / product designers’ material decisions on the layout texture over a determined study area. For this purpose, an area was determined according to various criteria in Kadikoy district of Istanbul province, where the rate of change is high. In this context, it was determined that 215 new buildings, whose function was residential, were built between 2010-2018 in this study area, whose boundaries were determined. All of these buildings are covered with siding; Analyzes were made by examining material, color, texture and size properties. It was determined that four (4) types of facade cladding materials were used in 215 buildings examined. However, since it was determined that the most used exterior cladding material with 117 buildings; The ceramic material producers in these buildings were determined, a questionnaire was conducted with the material / product designers and their effects on the material selection were investigated.

6.Generative and Participatory Design Research Methods for Exploring the Bathroom Experiences, Needs and Preferences of the Elderly
Senem Turhan, Dilruba Oğur Aydın, Çağla Doğan, Mert Kulaksız
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.76094  Pages 80 - 96
Bu makalede, 2018-2019 yılında SustainDRL araştırma ekibi ve VitrA İnovasyon Merkezi işbirliğiyle yürütülen Orta Doğu Teknik Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi araştırma projesi kapsamında, yaşlı bireylerin deneyimleri, ihtiyaçları ve tercihlerini etkili bir diyalog kurarak almak için uyarlanan yenilikçi ve katılımcı tasarım araştırması yöntemleri sunulur. Projede, araştırmanın odağı olan 65 yaş üstü kullanıcıların ev ortamında banyo ve tuvalet kullanım alışkanlıklarının, ihtiyaç ve tercihlerinin anlaşılması (ör. erişim, kazalar, güvenlik, diğer özel ihtiyaçlar vb.) ve buna yönelik sonuç ve çıkarımlarla tasarım ve ürün geliştirme süreçlerine girdi oluşturabilecek tasarım ölçütlerinin geliştirilmesi amaçlandı. Bu tasarım araştırması, birbirlerini tamamlayıcı nitelikte kurgulanan Canlandırma Oturumu ve Deneyim Yansıtma Modellemesi (DYM) yöntemlerini içerir. Makale, ilgili güncel literatür çalışmasıyla başlar, araştırmanın içerdiği yenilikçi araç ve yöntemlerin geliştirilme ve uygulanma süreçlerini detaylı bir şekilde açıklayarak devam eder, araştırmacıların yenilikçi ve katılımcı tasarım yöntemlerine ve tasarım araştırmasının yürütülmesine yönelik önerileri ve olası araştırma konularıyla son bulur.
This article presents generative and participatory design research methods adapted to facilitate an effective dialogue with elderly people to understand their experiences, needs and preferences within the scope of Middle East Technical University Technology Transfer Office research project conducted in collaboration with the SustainDRL research group and VitrA Innovation Center between 2018-2019. The project aimed to comprehend the experiences, needs and preferences (e.g. accessibility, accidents, safety, other special needs, etc.) of adults aged 65 and older in the domestic bathroom environment, and to develop design considerations based on the conclusions on and insights into the findings which could provide the design and product development process with an input. This design research consists of Enactment Session and the Experience Reflection Modelling (ERM) methods as complementary to each other. The article starts with the related literature review and continues by explaining in detail the development and implementation processes of the adapted generative tools and methods. It ends with the researchers’ suggestions for and insights into generative and participatory design methods, the conduct of the design research, and the potential future research topics.

7.Use of Color and Light Supporting Child Phycology in Children's Clinics Waiting Areas and Analysis on Samples
Hamide Temel, Ipek Fitoz
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.49354  Pages 97 - 107
Bir yetişkin olana dek çocuklar ve ebeveynleri tarafından sık sık kullanılacak olan pediatri bölümleri, hastanelerin en çok kullanılan bölümleri arasında yer almaktadır. Ancak, kullanıcı grubunun çocuk olmasına rağmen çoğu hastanede mekan tasarımının yetişkin kullanıcı grubu ile aynı olduğu görülmektedir.
Aileleri ve çevreleri tarafından oluşturulan doktor ve hastane korkusu çocuklarda bu yapılara karşı bir önyargı oluşturmuştur. Bu sebeple polikliniğin girişinden başlayan görsel konfor koşullarını sağlayan, güven duygusu veren mekanlar tasarlamak önemlidir.
Bu bilgilerin ışığında çocukların hastane ortamında en çok zaman geçirdikleri bölümler olan bekleme alanlarında çocuk psikolojisine uygun renk ve ışık kullanımı üzerinde durulmuş ve örnekler üzerinde analizi yapılmıştır.
Çalışma kapsamında, konu ile ilgili olarak çocuk, çocuk psikolojisi, çocuk ve mekan hakkında literatür çalışması yapılmış, araştırma alanı tanımlanmıştır.
Anket yöntemi kullanılan bu çalışmada iki farklı türdeki hastanenin çocuk polikliniklerinde 200 çocuğa ortamın psikolojik etkilerinin saptanabileceği sorular yöneltilmiştir. Verilen cevaplar SPSS programında pearson ki-kare testi uygulanarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda aydınlatma ve rengin psikolojik açıdan çocuk polikliniklerin bekleme mekanlarında kendilerini olumlu ya da olumsuz yönde etkiledikleri sonucuna ulaşılmıştır.
Pediatrics departments that will be used frequently by children and parents until an adult are among the most used part of the hospital. However, it is seen that the interior design of the most of the hospitals has not changed although user group is quite different from the user groups in the other sections.
Children created a bias against this structure because fear of doctors and hospitals that occur in children by their families and the environment. Therefore, it is important to design places that providing visual comfort conditions and a sense of security, starting from the clinic’s entrance.
In light of this information, it has been focused on use of color and light appropriate on child psychology and analyzed on the examples in the waiting area which children spend the most time of hospitals.
In the study, literature search has been made about child, child psychology, child and space and the field research have been identified.
In this study used survey method, 200 children were asked questions may determine the psychological impact of the environment in pediatric clinics of hospital of two different types. The answers were analyzed with SPSS by applying Pearson’s chi-square test. In accordance with the obtained data, it was concluded that lighting and color psychologically affect the child positively or negatively at pediatric clinic waiting areas.

8.Integration of Structure with Form and Space in Architectural Design Studio
Feray Maden
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.22931  Pages 108 - 122
Tasarım stüdyolarının mimarlık eğitiminin merkezinde olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu stüdyolarda öğrencilerin işlev, bağlam, kullanıcı, form ve strüktür gibi bileşenleri kullanarak verilen tasarım problemine karşı yaratıcı fikirler geliştirmeleri beklenmektedir. Bu bileşenler arasında strüktür ne yazık ki çoğu zaman tasarım sürecinde göz ardı edilmektedir. Bazı tasarım stüdyolarında ise ancak mimari tasarım süreci tamamlandıktan sonra düşünülmektedir ki bu durumda form ve mekân ile entegrasyon mümkün olamamaktadır. Bunun sebepleri şu şekilde sıralanabilir: strüktür derslerinin sayı olarak az olması veya içerik olarak tasarım stüdyolarını destekleyememesi, öğrencilerin strüktür konusunda bilgi yetersizliği, stüdyolarda strüktürel tasarımın teşvik edilmemesi ve strüktür konusunda yeterli sayıda uzman öğretim elemanının bulunmaması. Sonuç olarak, form ve mekân üretiminde yaratıcı çözümler geliştirmeye olanak sağlayan ve mimarlığın ayrılmaz bir parçası olan strüktür, mimari tasarım ile entegre edilememektedir. Bu makalede, strüktürün tasarım stüdyosuna entegre edilmesi durumunda form ve mekân üretimimin ne derece değiştiği ve yaratıcılığa olan etkisi araştırılmaktadır. Bu bağlamda, strüktür iki dönem boyunca yürütülen üçüncü sınıf tasarım stüdyolarında mimari tasarımın en erken safhası olan konsept aşamasından başlayarak sonuç ürüne kadar olan mimari tasarım sürecine dahil edilmiştir. Toplam 51 öğrencinin dâhil olduğu stüdyoda tasarım sürecini strüktür, form ve mekân bağlamında değerlendirmek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Üç bölüme ayrılan anket çalışmasında lisans eğitiminin strüktür bağlamında genel değerlendirmesi, strüktürün mimari tasarım ile olan ilişkisi ve yürütülen strüktür tabanlı mimari tasarımın değerlendirmesi yapılmaktadır. Anket verileri IBM SPSS Statistics programı ile analiz edilmiştir.
It is an indisputable fact that design studios are at the core of architectural education. In these studios, students are expected to develop creative ideas to the given design problem using components such as function, context, user, form and structure. However, the structure among these components is generally neglected in the design process. In some design studios, it is considered solely after completing architectural design. In this case, it is not possible to integrate the structure with form and space. The reasons are as follows: the inadequate number of structure courses or their inability to support design studios in terms of the content, the lack of knowledge on structural systems, the lack of encouragement on structural design in studios and the inadequate number of lecturers that are expert on the structure. As a result, the structure cannot be integrated with the architectural design even though it is an integral part of the architecture which allows developing creative solutions for form and space. In this article, it is investigated how the generation of form and space changes the design as the structure is integrated into the design process, and its effect on creativity. Within this context, in the third-year design studios that were coordinated for two semesters, the structure was included in the architectural design process starting from the earliest stage (concept) to the final stage. A survey was conducted to evaluate the design process in terms of structure, form and space in which 51 students were involved in the studio. In the survey that is divided into three parts, the undergraduate education in the context of structure, the relationship between structure and architectural design, and the analysis of structure-based architectural design were evaluated. Survey data were analyzed with IBM SPSS Statistics software.

9.Exploring Urban Design Criteria For High Speed Rail (HSR) Station Through the Design Studio Experience - Case of Pendik/Turkey
Sedef Özçelik Güney, Saniye Karaman Öztaş, Tayfun Salihoğlu
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.74507  Pages 123 - 139
Mevcut ulaşım akslarına modern ulaşım biçimlerinin uygulanması sonucunda, mevcut kentsel düzen çeşitli şekillerde değişmektedir. Bu uygulamalardan biri olarak; Yüksek Hızlı Tren (YHT) İstasyonlarının, etrafındaki kentsel mekânı dönüştürücü etkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda, kentsel aksların, bu akslardaki tesislerin ve bu tesislerin yakın çevresindeki kentsel mekânın yeniden bir uyum içerisinde düzenlenmesi öne çıkan bir tasarım sorunsalıdır. Pendik YHT İstasyonu da açıldığı 2013 yılından bu yana Pendik kent merkezini şehirlerarası bir ulaşım düğümüne dönüştürmeye başlamıştır. Aktarma noktası ve çevresinin üstlendiği yeni role uygun bir şekilde organize edilmesi deneysel bir tasarım stüdyosu süreci sunmaktadır. Kentsel tasarım ölçeğindeki bu öğrenme deneyiminin mimari tasarım stüdyo eğitiminin keşfedici doğası ile bütünleştirilmesi için içerik analizi taktiğine başvurulmuştur. Öğrencilerden dönem içerisinde sistematik olarak toplanan raporlar, içerik analizi ile kodlanmış hem sonuç ürünün hem de alana özgü değerlendirmelerin makalede derlenen literatür ile örtüşme düzeyleri yorumlanmıştır. Derlenen tasarım kriterleri içerisinde; güvenlik, mekanlar arasındaki bağlantılar, yayanın mekanı kolayca kullanabilmesi, aktivitelerin ve kullanıcıların çeşitliliği ile ulaşım düğümü olan YHT istasyonu ile kentsel dokunun entegre edilmesi konuları Pendik proje alanında öğrenciler tarafından da keşfedilen konular olarak öne çıkmıştır. Araştırma sonuçları, içerik analizinin mimari ve kentsel tasarım projeleri ara yüzünde tasarımları yönlendirmede tutarlı ve sistematik bir yöntem olabileceğini göstermiştir.
In recent years, the application of modern transportation modes to the current routes changes the urban layout. As a part of these transformation modes, the HSR applications promise various transformations on the urban space. In this context, rearrangements of axes, the facilities on these axes and the urban space in the surrounding of these facilities put forward an important design problem. Pendik, a large district on the Southern Istanbul periphery; the recent application of HSR Station has started to transform its centre into an intercity transportation node since its opening in 2013. In accordance with the new role, reorganization of HSR hub and its surroundings provides an experimental teaching in the design studio. Due to the exploratory nature of Architectural Design Studio, the content analysis approach is conducted. The integration of the learning experience in the urban design scale was crucial. The reports collected systematically from the students during the semester were coded with respect to content analysis. Both the final design decisions’ and the field-specific evaluations’ levels of relevance with the literature were interpreted. Among the design criteria compiled from the literature; security, connections between places, pedestrian’s ability to use the space easily, diversity of activities and users, and integration of urban texture with the HSR station have emerged for the project site. Research results have shown that content analysis can be a consistent and systematic method in guiding designs in the interface of architectural and urban design project topics.

10.The Assessment of Structural System Design in Architectural Design Processes Employing Software Technologies
Yelin Demir Altıntaş, Ülkü Inceköse
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.93585  Pages 140 - 151
1960’larda dijital teknolojilerin mimarlık disiplininde yer almasıyla birlikte, bilgisayar destekli tasarım (BDT) araçları hem mimari tasarımları sanal ortamda çizmeye ve modellemeye imkan vermiş, hem de sanal ortamdaki bu temsilleri fiziksel olarak hayata geçirmeye yardımcı olmuştur. Gelişen dijital teknolojiler aynı zamanda işbirlikçi bir süreci desteklemiş ve mimari tasarım sürecinde biçim, malzeme ve taşıyıcılık bir arada ele alınabilmiştir. Yapı Bilgi Modelleme (YBM) ise bilgisayar destekli bir araç olmanın ötesine geçerek tasarım, üretim, inşaat ve işletim aşamalarında gerekli olan tüm veriyi içinde barındıran üç boyutlu bir veri modeli olarak, farklı disiplinlerin tasarımdan üretime tüm sürece eşzamanlı dahil olmasını desteklemiş ve bilgi alışverişini daha sağlıklı hale getirmiştir. Dijital tasarım, dijital yaratma ve üretme süreçlerini içeren süreç odaklı bir yapıya dönüşmekte ve bugün dijital mimari tasarım sürecini değerlendirebilmek, taşıyıcı sistem tasarımını da anlamayı gerektirmektedir.
Bu çalışmada, taşıyıcı sistem tasarımının dijital mimari tasarım sürecinin bütünleşik bir parçası haline gelmesi, biçim-taşıyıcı sistem-inşa edilebilirlik arasındaki ilişki bağlamında irdelenmiştir. Bu irdelemede, karmaşık geometrilerin tasarımını, analizini ve inşasını olanaklı kılan BDT ve eşzamanlı bir etkileşimi mümkün hale getirerek birlikte işlerliği destekleyen YBM süreçleri, BDT ve YBM’nin inşa edilebilirlik sürecine olan katkısı ve BDT ve YBM ilişkisinde tasarım sürecinin geldiği nokta değerlendirilmektedir. BDT ve YBM’nin mimari tasarım ve taşıyıcı sistem tasarımı arasındaki ilişkiye olan etkisi, entegre tasarım süreçlerine sahip örnekler ve bu süreçlerde kullanılan araçlar üzerinden tartışılmıştır.
With the introduction of digital technologies into architecture discipline in the 1960s, computer-aided design (CAD) tools both allowed architectural designs to be drawn and modeled in a digital environment, and helped to materialise them in physical environment. Digital technologies also supported a collaborative process, and enabled to handle form-material-structure together. Building Information Modeling (BIM), on the other hand, has gone beyond being a computer-aided tool and as a three-dimensional data model that contains the data required for design, production, construction and operation stages, supported the simultaneous integration of different disciplines and made information exchange healthier. Digital design is transforming into a process-oriented structure that includes digital creation and production processes, and today, evaluating the digital architectural design process requires understanding of structural design.
In this study, structural design that is becoming an integral part of the digital architectural design process is examined in the context of the relationship between form-structure-constructability. In this examination, CAD that enables design, analysis and construction of complex geometries; BIM that supports interoperability by enabling a simultaneous interaction; the contribution of CAD and BIM to the constructability; and the current state of the design process in the context of CAD-BIM relation are evaluated. The effects of CAD and BIM on architectural design-structural design relationship are discussed through examples designed with integrated design processes and the tools employed.

11.Comparison of Reconstruction Processes of Countries After Earthquake: China, Chile and Turkey
Melike Kalkan, Ayse Duygu Kaçar, Orkun Alptekin
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.41275  Pages 152 - 169
Doğal bir afet olan deprem, kentlerde hasar ve yıkımlara, insanların ise barınaksız kalmalarına neden olmaktadır. Bu bağlamda, deprem sonrasında hem insanların barınak sorunlarının çözülmesi, hem de yıkılan bölgelerde enkazların kaldırılarak, yeniden yapılaşmanın sağlanması zorunlu hale gelmektedir. Yeniden yapılaşma sürecinde, öncelikle depremzedelerin barınma gereksinimleri, geçici konutlarla karşılanırken; ardından yıkılan yapıların yerine kullanılacak daha dayanıklı yapılar inşa edilmektedir. Bu süreçlerde, her ülkenin uyguladığı stratejiler farklılık göstermektedir. Bu stratejilerin başarısında, toplum katkısı ve hükümet desteği ilişkisi önemli olmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada, yaşanan yakın geçmişteki, en yıkıcı depremlerden sonra, Çin, Şili ve Türkiye’ de uygulanan stratejiler araştırılmaktadır. Her ülkenin, yeniden yapılaşma stratejilerine örnek teşkil edecek bir kenti seçilerek, geçici - kalıcı konut bağlamında, kentsel tasarım süreçleri, karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Analizler sonucunda, deprem sonrası yeniden yapılaşma sürecinde, geçici ve kalıcı konutlaşma stratejilerine yönelik öneriler sunulmaktadır. Bu çalışma, olası bir deprem sonrasından kalıcı konutlaşma sürecine kadar, yeniden yapılaşma çerçevesinde verilecek olan tasarım kararlarını içerik, kapsam ve yaklaşım olarak sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkelerde; olası deprem öncesi ve sonrası, uygulanması gereken hususların incelenmesi bağlamında önem taşımaktadır.
Earthquake, which is a natural disaster, causes damage and destruction in cities and people to remain without shelter. In this context, it becomes necessary to solve the shelter problems of people after the earthquake and to ensure reconstruction by removing the wrecks in the collapsed areas. During the reconstruction process, the housing needs of the earthquake survivors are met with temporary residences, and then more durable structures are being used to replace the collapsed ones. In these processes, the strategies implemented by each country differ. The relationship between community contribution and government support are important in the success of these strategies. In this context, in this study, China, Chile and Turkey experienced in the recent past, after the most devastating earthquake, strategies implemented are investigated. Temporary and permanent housing and urban design processes are analyzed comparatively by selecting a city that will set an example for each country’s restructuring strategies. As a result of the analyzes, suggestions for temporary and permanent housing strategies are presented in the post-earthquake reconstruction process. This study aims to present the design decisions to be made within the framework of reconstruction in terms of content, scope and approach, from a possible earthquake to permanent housing. The study is important in terms of examining the issues that need to be implemented before and after possible earthquakes.

DOSSIER INTRODUCTION
12.28. Kentsel Tasarım ve Uygulamalar Sempozyumu: “Kentsel Tasarımda Süreci Tasarlamak” Seçili Makaleler
Barış Göğüş, Idil Akyol, S. Tuğçe Tezer
Pages 170 - 171
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH
13.Geneyik Rural Neighborhood Spatial Development Strategies
Serdar Malkoç Alpaslan Nizamoğlu, Bilge Nur Bektaş
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.72623  Pages 172 - 193
Günümüzde yapılaşma baskısı altında olan, kırsal ekonomisi gerileyen, hizmetlere erişimde güçlük çeken ve yaşam standartları düşmekte olan kırsal alanlardan kentsel alanlara göç yaşanmakta, kırsal nüfus azalmaktadır. Kentsel alanlara yakın konumda olan kırsal yerleşimlerde ise kırsal dokuyla uyumsuz yapılaşmalar sonucunda kırsal özellikler kaybolmaktadır.
06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6360 Sayılı “On dört ilde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” çerçevesinde birçok kırsal nitelikteki köy yerleşimlerinin statüsü mahalle olarak tanımlanmıştır. Kırsal yerleşimlerin kültürel ve doğal değerlerinin korunması ve kırsal karakterinin yaşatılmasına yönelik olarak mevzuat gereğince tasarım rehberleri hazırlanabilmektedir. Tasarım rehberlerinin imar ve/veya gelişim planları yerine kullanılmayacağı ve rehberin plan üretimi ihtiyacını ortadan kaldırmadığı unutulmamalıdır.
Bu çalışma, köy statüsü kaldırılarak mahalle statüsüne geçirilmiş olan, Gaziantep ilinde, kentsel yerleşimin yakınındaki Geneyik kırsal mahallesi örneği üzerinden kırsal alanın korunması ve planlanmasına odaklanmaktadır. Çalışmanın temel amacı Geneyik kırsal mahallesi için kırsal kalkınmanın bütünleyici bir parçası olarak; üst ölçekli ulusal ve bölgesel plan ve politikalarla birlikte yerelde bu politikaların nasıl ele alınacağını ve ne şekilde uygulanabileceğine yönelik alt ölçekteki mekânsal stratejileri tanımlamaktır. Çalışma ile ayrıca, Geneyik’in kültürel ve doğal değerlerinin korunması, kırsal karakterinin yaşatılması, sosyal ve ekonomik kalkınmasının sağlanmasına katkı sunulması amaçlanmaktadır.
Today, migration is experienced from rural areas, which are under development pressure, having declining rural economy, difficulties in accessing services, and decreasing living standards, to urban areas. For rural settlements near to urban areas, rural characteristics are lost due to uneven development.
The status of many village has been redefined as neighborhoods within the framework of the Law numbered 6360 in Turkey. Rural design guidelines can be prepared to conserve the cultural and natural values and to develop rural character. It should be kept in mind that design guidelines cannot be used instead of development plans and the guidelines do not eliminate the need for development plans.
This study focuses on the conservation and planning of the rural area through the example of the Geneyik rural neighborhood, near the Gaziantep city centre. The main aim of the study is to define how to adopt the upper scale national and regional plans and policies to the local scale and spatial strategies at local scale for implementation, as an integral part of rural development. It is aimed to contribute to conservation of the cultural and natural values of Geneyik, development of the rural character and sustaining social and economic development.

14.Maintaining Neighborhood Culture Today and as a New Concept Searching “Social Resilient Neighborhood”: Kurtuluş - Ferikoy Case
Selin Turan, Hatice Ayatac
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.36744  Pages 194 - 215
Mahalle kavramı ortaya çıkışından bu yana farklı süreçlerden geçmiş ve farklı anlamlar kazanmıştır. Başlangıçta benzer özellikler gösteren bireylerin birlikte yaşamlarını sürdürdükleri, sosyal ilişkilerin güçlü olduğu, kendine yeten ve dışa kapalı bir yerleşim yeri olarak ifade edilen mahalle; zaman içerisinde hem kentleşme süreçleri hem de kavramın sosyal bilimler, şehir planlama ve kentsel tasarım gibi farklı disiplinlerin ilgi alanına girmesiyle derinlik kazanmıştır. Bu durum mahallenin anlaşılmasını güçleştirmiş, genel bir mahalle kabulünden bahsetmeyi olanaksız hale getirmiş, aynı zamanda mahalleyi anlamaya ve korumaya yönelik gerekliliği doğurmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada mahalle kavramı sosyal dayanıklılık bağlamında ele alınmıştır. Sosyal dayanıklılık kavramını mahalleye adapte etme gereksinimi, bu uğraşın zaman içerisinde değişen ve dinamik olan süreçlere sosyal ve çevresel olarak adapte olabilen, kültürlerini, kimliklerini koruyan mekânlar üreterek, mahallenin ve mahalle kültürünün sürdürülebilirliğine katkı sağlayabileceği düşüncesidir. Bu kapsamda çalışmada yeni bir kavram arayışı olarak sosyal dayanıklı mahalle kavramı üzerinde durulmuş ve sosyal dayanıklı olmaya yönelik belirlenen parametreler alan çalışması olarak seçilen Kurtuluş- Feriköy üzerinden değerlendirilmiştir.
The concept of neighborhood has gone through different processes and has gained different meanings since its emergence. In the beginning, it has been expressed as a self-sufficient and residential area where individuals with similar characteristics live together, have strong social relations. However, with the processes of urbanization and the included interest of different disciplines, the concept has gained depth over time. This situation made it difficult to talk about general neighborhood acceptance, but at the same time has created the requirement to understand and protect the neighborhood. Within this scope, in this study, the neighborhood concept was discussed in the context of social resiliency. The requirement to adapt the social resilience concept to the neighborhood is the idea that this endeavor can contribute to the sustainability of the neighborhood and the neighborhood culture by producing spaces that can adapt socially and environmentally to the changing and dynamic processes over time. In this context, the study focused on the concept of social resilient neighborhood as a new concept seeking and the parameters determined for social resiliency were evaluated through Kurtuluş- Feriköy, which was chosen as a case study.

15.The Effects of Using Museum Gardens as an Alternative Open Space on Urban Life: Istanbul Case
Damla Erenler, Eren Kürkçüoğlu
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.75537  Pages 216 - 238
Kentleşme ve sermayeye dayalı kentsel politikalardan dolayı niceliksel olarak azalan kamusal mekânlar ayrıca niteliklerini de kaybederek kavşak noktasına dönüşmüşlerdir. Değişen kamusal alanlara karşılık oluşan alternatif açık alanlar, mekânsal açıdan yeni sınırlar çizebilen ve kullanıcılarına farklı deneyimler sunabilen arayüzler olarak tanımlanabilmektedir. Oluşumlarının kentsel politikaların temel özellikleri olan kullanıcı odaklı, kamu yararına yönelik ve katılımla yürütülmesi hedeflenmektedir. Kentsel politika; “ortak amaçlar ve sorunlar karşısında, kentsel yaşamın sağlıklı bir şekilde devamını sağlamaya yönelik hedefler, stratejiler oluşturulması ve kamu müdahaleleri arasında uyumun sağlanması için merkezi otoritenin getireceği vasıtalar bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda müzeler alternatif açık alan potansiyeline sahip mekânlardan biri olarak değerlendirilebilmektedir. Müzelerin mülkiyet sınırlarında veya yakın çevrelerinde bulunan açık alanların kentsel mekân örüntüsüyle bütünleşmiş biçimde ele alınarak tasarlanması, kentsel yaşam üzerinde pozitif etkilere sahip olmaktadır. Çalışmada İstanbul’da Tarihi Yarımada, Haliç kıyı bölgesi, Galata-Pera bölgesi ve Şişli-Beşiktaş ilçelerinde tarihi veya modern nitelikte bulunan müzelerin bina çevresiyle yakın bölgelerinde yer alan açık alanların, alternatif açık alan kapsamında değerlendirilmesiyle kentsel yaşam üzerindeki etkilerinin incelenmesi ve alternatif açık alan oluşturmaya yönelik müzelerde kullanışlılık kriterlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda alternatif açık alan oluşturma kamu politikası kapsamında müzelerde gerekli kriterler oluşturulmuş ve politikanın kente etkileri incelenmiştir.
The public spaces that decreased quantitatively due to urbanization and capital-based urban policies also lost their qualities. Alternative open spaces formed in response to changing public spaces can be defined as interfaces that can draw new boundaries in terms of spatial and offer different experiences to its users. Alternative open spaces are aimed to be implemented in a user-oriented, public benefit and participation which are the basic features of urban policy. Urban policy is defined as “the set of means to be brought by the central authority in order to establish goals and strategies to ensure the healthy continuation of urban life in the face of common goals and problems, and to ensure harmony among public interventions”. In this context, museums can be considered as one of the places with alternative open space potential. Designing open spaces in the property boundaries of museums or close surroundings in an integrated manner with the urban has positive effects on urban life. In this study, historical or modern museums of the Historical Peninsula, the Golden Horn coastal area, Galata-Pera region, Şişli and Beşiktaş districts are evaluated within the scope of alternative open spaces, and to examine the effects on urban life. It was aimed to determine the usefulness criteria in museums to create alternative open space. As a result of the study, necessary criteria were obtained in museums within the scope of the public policy of creating alternative open spaces and the effects of the policy on the city were examined.

16.Evaluating The Effectiveness of Children Participation Methods in Open Public Space Design
Gülzade Şentürk, Ebru Firidin Özgür
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.83097  Pages 239 - 256
Çocukların açık kamusal mekân tasarımına katılımı sürecinde ele alınacak model ve izlenecek yöntemler, etkin bir tasarım süreci ve çocuklara yaşanabilir mekânlar yaratmak için önemlidir. Çocuk dostu açık kamusal mekânlar oluşturabilmenin en önemli aracı çocuk katılımıdır, ancak sonucun niteliği bu süreçte seçilen model ve yöntemin ne kadar etkili olduğu ile doğrudan ilişkilidir. Katılım yöntemlerinin ne kadar etkili olduğunun anlaşılması, bundan sonraki çalışmalarda kullanılabilecek bir bilgi oluşturabilir. Bu nedenle, bu çalışmada açık kamusal mekân tasarım süreçlerinde uygulanan çocuk katılım yöntemlerinin tasarım/uygulama sürecinde etkinlik düzeylerini değerlendirmeye yönelik bir çerçeve ortaya konması amaçlanmıştır. Bunun için öncelikle literatürde tanımlanan katılım yöntemleri incelenmiş, biri Türkiye’den olmak üzere dünya üzerinde uygulanmış altı örnek proje seçilerek kullanılan yöntemler üzerinden değerlendirilmiştir.
Örnek projeler üzerinden yapılan bu değerlendirmede katılımı sağlamaya yönelik birden fazla yöntemin kullanıldığı, katılımcı profiline (kültür, yaş, engel grubu, yetenek vb.) ve projenin amacına göre farklı yöntemlerin tercih edildiği, farklı katılım yöntemlerinin kullanılması farklı düzeylerde katılımı sağlarken, aynı yöntemin uygulamalardaki alternatif kullanımlarının katılım düzeyini ve projenin katılım sürecinin etkinliğini değiştirebildiği görülmüştür.
Açık kamusal mekân tasarımında uygulanan çocuk katılım süreçlerinde kullanılan yöntemlerin etkinliğinin değerlendirmesinin, gelecekte daha etkili katılım süreçlerinin planlanmasında kolaylık sağlayacağı ve yapılacak çocuk odaklı katılımcı açık kamusal mekân tasarımında seçilecek katılım yöntemleri için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Creating child-friendly open public spaces can be achieved through children participation and the relative success is directly related to the degree of the efficiency of the model and method conducted in a participatory process. Therefore, the aim of this study is to establish a framework for the evaluation of the efficiency level of children participation methods applied in open public space design and implementation processes. For achieving this goal, first the methods and models of children participation are scrutinized through the related literature and then these methods are evaluated on the selected six examples throughout the World including one from Turkey.
In each of the sample projects, it is identified that more than one method is used to ensure participation, and different methods are preferred according to the participant profile (culture, age, disability group, ability, etc.). It is concluded that the purpose of the project is decisive on the methods used. Besides, the use of different participation methods ensures participation at different levels, while using the same method in diverse projects could led to variances in the effectiveness of the participation.
It is believed that the evaluation of the effectiveness of the methods used in the children participation processes in the design of the open public space will facilitate the planning of more effective participation processes in the future and will guide the participation methods to be chosen in the child-oriented public space design.

17.Ecotherapeutic Spaces in the Context of the Reconstruction of the Human-Nature Relationship
Didem Kara, Gülden Oruc
doi: 10.14744/tasarimkuram.2020.32548  Pages 257 - 277
Günümüz kentlerinde sanayileşme, nüfus artışı, göç, gelişmişlik düzeyi, ulusal politikalar gibi çeşitli faktörler doğrultusunda gerçekleşen yoğun, planlanmamış ve çarpık kentleşmeye bağlı pek çok sorun görülmektedir. Bu sorunların çevresel kaynaklar, kent mekanı ve kentin yaratıcı ve yürütücü unsuru insan üzerinde neden olduğu etkiler on yıllardır pek çok disiplinde tartışılmaktadır. Dolayısıyla insan ve çevre arasındaki karşılıklı ve kuvvetli etkileşim, insanın bedensel ve psikolojik sağlığını, kentsel tasarımda ele alınması kaçınılmaz konulardan biri yapmaktadır. Özellikle çevre psikolojisi alanında yer bulan insan psikolojisi ve çevre arasındaki ilişki, kentsel sorunlar konusuyla ilgili olarak ekopsikoloji yaklaşımında karşılık bulmaktadır (Rozsak, 1992). İnsan ve doğa arasında yeniden kurulacak bağın çevresel sorunların çözümündeki rolüne dikkat çeken yaklaşım, bu bağın kurulabilmesi için ise bireylerin doğal alanlarda vakit geçirmesi ile elde ettikleri ekoterapi hizmetinin gerekliliğinden bahsetmektedir. Bu gereklilik doğrultusunda bu çalışma, kentin ekoterapi hizmeti sağlayan fonksiyonları ve özelliklerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Bu amaçla ekopsikoloji ve ekoterapi konu başlıklarında sistematik literatür taraması gerçekleştirilmiş, ulaşılan 37 makale içerisinde terapötik mekânların türleri, özellikleri, faydaları ve terapötik aktiviteler incelenmiştir. İncelenen 4 eksen dâhilinde anahtar kelimeler halinde çekilerek gruplanan tanımlar söylem analizine tabi tutulmuştur. Belirlenen fayda, tür, özellik ve aktivitelerin mekânının niteliklerini belirleme konusundaki en önemli araçlardan olan kentsel tasarım süreçlerine sunabileceği katkılar ve dâhil olabileceği aşamalar tartışılmıştır.
The effects of intensive and unplanned urbanization on environmental resources, urban space, and humans have been discussed in many disciplines. In this context, the interaction between human and the environment makes the physical and psychological health of the human one of the inevitable issues to be addressed in urban design. Especially in the field of environmental psychology, the relationship between human psychology and the environment finds a response in the eco-psychology approach in the context of urban problems (Rozsak, 1992). This study aims to investigate the functions and features of the urban space that provide eco-therapy service, which is indicated by the eco-psychology approach that seeks the solution of environmental problems to reconnect with nature. In this direction, a systematic literature review was carried out within the 37 articles on the topics of eco-psychology and eco-therapy, the types, features, benefits of therapeutic areas and activities that can be carried out in these places were examined and subjected to discourse analysis. The contributions of the determined benefits, types, features, and activities to the urban design practices and the stages they can be involved in are discussed.

OTHER
18.Referees

Page 278
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale