ISSN: 1302-2636 | E-ISSN: 2757-668X
Play and City Relation as a Social Phenomenon: Rhythmanalysis and Place [Tasarım Kuram]
Tasarım Kuram. 2022; 18(36): 113-128 | DOI: 10.14744/tasarimkuram.2022.48378

Play and City Relation as a Social Phenomenon: Rhythmanalysis and Place

Bilgen Dündar
Beykent University, Department of Architecture, Istanbul, Türkiye

The act of play, which is inherent in our nature, liberates us from the necessities of modern life, liberates our senses and bodies, develops us individually, and transforms us as it enables interaction and participation with other people, therefore it is both an individual and a social act. Johan Huizinga, in his 1938 book “Homo Ludens: An Essay on the Social Function of Play,” takes play as a social act even further, implying the idea that play is the cement of society. The play that Huizinga talks about is a natural action that cannot be perceived by the rational mind, in which the body and the senses come to the fore. However, in the urban context, which are based on the concepts such as mind-based, classification, norm and organization brought by the modernization process, the mentioned play action cannot find much place for itself. Especially in Turkey, there are playgrounds where the boundaries are clearly drawn, separated according to different age groups rather than being inviting, and more importantly, reduced to equipment. These spaces, which are independent of the place and the user, are almost reduced to a type understanding and take place in our cities. While such a set up play space restricts the emergence of a play experience that will change and transform people, it also does not allow the emergence of the social power of the game, that is, the potential of publicity.
Another issue that harms the social power of play is that it is defined as a situation specific to children only. Huizinga’s idea that the play is a cultural phenomenon is a subject that is not discussed much in the playgrounds texts. The understanding that children always come to mind when it comes to play, in fact, excludes the fact that play is important for all age groups within the framework of the concept of Homo Ludens. This exclusion is also a cultural phenomenon. The play, which is generally the opposite of the concept of seriousness and settled in social codes as a leisure activity, has not acquired its cultural value. This approach emerges as the definition of play spaces for children under the age of twelve in the urban fabric, the exclusion of the gathering of different age groups, and the exclusion of play that is open to everyone, which can be a part of public spaces.
The article focuses on the concept of an improvised, instant, unpredictable and spontaneous play. rather than a game understanding, such as sports activities or chess, with a clear playing field and rules. Such a play concept has been chosen because it coincides with the state of the public space being transformative. The article, which aims to read the current situation of playgrounds within the framework of the criticism of modernity, claims that the potential of public spaces and playgrounds to increase, change and transform interaction can be revealed through design. The article is based on the theory of phenomenology in the design of such spaces. It claims that the liberating, transformative and developing nature of play can only emerge with designs that belong to the place, activate all the senses, and where individuals can experience “owned time” (approprié). In this context, it evaluates Bernard Tchumi’s Parc de la Vilette project (1983) and the Be-Mine project (2016) designed by Carve and Omgeving design offices.
These two projects tell us that the way for public spaces to include free actions that will change and transform people and to create associations is not mechanical, designs in which the directive of what to do is given clearly in the space. Instead, it reveals that it is possible with more flexible designs that will allow different possibilities. In Lefebvre’s words, these are spaces where each individual will be involved with her/his own polyrhythm and reach eurhythm in harmony with the rhythm of other individuals and the place / space.

Keywords: Modernity, play, public space, phenomenology, rhythmanalysis, Henri Lefebvre.

Toplumsal Bir Olgu Olarak Oyun ve Kent İlişkisi: Ritimanaliz ve Yer

Bilgen Dündar
Beykent Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, İstanbul, Türkiye

Johan Huizinga’nın 1938 yılında ilk kez yayınladığı “Homo Ludens: Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme” adlı kitabında bahsettiği oyunun kültürel bir olgu olduğu fikri, oyun mekânları metinlerinde çok da tartışılmayan bir konudur. Oyun denilince hep çocuğun akla gelmesi anlayışı, aslında Homo Ludens kavramı çerçevesinde oyunun her yaş grubu için önemli olduğu durumunu dışlamaktadır. Bu dışlama ise kültürel bir olgudur. Genel olarak ciddiyet kavramının zıttı ve boş zaman aktivitesi olarak toplumsal kodlara yerleşen oyun, kültürel bir olgu olarak gerçek değerini edinememiştir. Bu anlayışın mekânsal yansıması da hep eksik kalmıştır ve uzun yıllar bir tasarım problemi olarak ele alınmamıştır. Özellikle Türkiye’de kentlerde çocuklar için oyun mekânı sınırlı alanlarda kalmış, büyükler için ise spor alanları dışında bir alternatif kurgulanmamıştır. Makale bu durumu—oyun kavramının, oyun eyleminin ve bu eylemin gerçekleştiği oyun mekânlarının indirgenmesi sürecini—modernite eleştirisi üzerinden okur. Aynı zamanda oyunun kamusal mekânın bir parçası olma ve kente, her türlü kullanıcıya cevap vererek, nüfuz etme potansiyelini tartışır. Makale bu tür mekânların tasarlanmasında fenomenoloji kuramını temel alır. Oyunun özgürleştirici, dönüştürücü, geliştirici doğasının ancak yere ait, tüm duyuları aktive eden, bireylerin
“sahiplenilmiş zaman”ı deneyimleyebilecekleri tasarımlar ile ortaya çıkabileceğini iddia eder. Bu bağlamda Bernard Tchumi’nin Parc de la Vilette projesi (1983) ile Carve and Omgeving tasarım ofislerinin tasarladığı Be-Mine projesini (2016) değerlendirir. Makale, bu iki proje özelinde her şeyin tanımlı olduğu, işlev-yoğun, nerede neyin yapılacağının direktifinin verildiği mekânlardan bahsetmez. Bunun yerine boşluğun olduğu, kullanıcıların kullanım biçimini kendilerinin belirlediği, bilinmez öngörülemeyen işlevlere de zemin hazırlayan, devamlılığı vurgulayan, esnek, dönüşebilir ve kamusal mekânın tümüne nüfuz eden deneyim temelli oyun mekânlarının oyunun gerçek doğasının ortaya çıkabileceği mekânlar olduğu sonucuna varır.

Anahtar Kelimeler: Modernite, oyun, kamusal mekân, fenomenoloji, ritimanaliz, Henri Lefebvre.

Bilgen Dündar. Play and City Relation as a Social Phenomenon: Rhythmanalysis and Place. Tasarım Kuram. 2022; 18(36): 113-128

Corresponding Author: Bilgen Dündar, Türkiye
Manuscript Language: Turkish
LookUs & Online Makale