ISSN: 1302-2636 | E-ISSN: 2757-668X
Architecture Taking Shape Between Nature and Culture: The Primitive Hut as a Man-Made Creation [Tasarım Kuram]
Tasarım Kuram. 2022; 18(35): 1-18 | DOI: 10.14744/tasarimkuram.2022.71463

Architecture Taking Shape Between Nature and Culture: The Primitive Hut as a Man-Made Creation

Feyza Topçuoğlu
Middle East Technical University, Faculty of Architecture, Department of Architecture, Ankara, Turkey

Architecture’s bounds with nature are represented as a complex process in a perverse cycle in the linear history of architecture and the process is intertwined with human actions, resulting in the built environment. Architecture tries to legitimize itself by incorporating culture to control and spatialize over nature in the socio-cultural dimension. This study aims to analyse architecture as remain in-between nature and culture by problematizing and questioning nature/culture dualism in the context of mimesis. In this way, this research focuses on the statements on mimesis and concerns that mimesis is a natural phenomenon and an artificial invention impacting architecture related to manners and customs collected under the cultural context. The mediating role of culture over nature is traced from the primitive hut which represents the cultural re-evaluation of nature in the most primitive level of architecture and the origins of architecture. The study traces the precedents of the primitive hut from the antiquity at first dwelling house by Vitruvius and other evolving figures as rustic cabin and primordial dwelling by the explicit viewpoints of Marc-Antoine Laugier and Jean Nicolas Louis Durand in the 18th century, and Gottfried Semper in the 19th century. Then this study finds out the paradigm shift on the nature-culture doctrine through rethinking evolving architectural practice until today by regarding nature as a sort of object to be manipulated and exploited as a different ontological reality under the cultural
re-evaluation of the nature. In a further investigation, it has resulted that; primitive hut as a typical model is an output of culture with its bounded codes in balance with nature as a result of its evaluation of a critical object through enlightening the mimesis by the architectural existence and literary efforts.

Keywords: Nature, culture, mimesis, primitive hut, origin, architecture.

Doğa ve Kültür Arasında Şekil Alan Mimarlık: İnsan Yapımı Bir Nesne Olarak İlkel Kulübe

Feyza Topçuoğlu
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Anabilim Dalı, Ankara, Türkiye

Mimarlığın doğayla olan bağlantısı mimarlık tarihinde karmaşık bir döngü içerisinde temsil edilir ve süreç olarak yapılı çevre ile sonuçlanan insan eylemleriyle iç içe geçer. Mimarlık, doğayı kontrol etmek ve mekânsallaştırmak için kültürü kendi disiplini ile birleştirerek meşrulaştırmaya çalışır. Bu çalışma, mimarlık üzerinden taklit, kopya, benzerlik ve farklılık gibi pek çok kavramı kapsayan mimesis bağlamında doğa/kültür ikilemini sorunsallaştırmakta ve sorgulamaktadır. Antik çağdan günümüze otoriter varlığı ile mimarlıkta önemli konumda olan doğa, farklı yorumlarla birlikte disiplin içerisinde materyal varlığını kültür aracılığıyla temsil etmektedir. Çalışma iki terimi de anlamak için mimarlığın kutsal kitapları olarak bilinen Vitruvius’un Mimarlık Üzerine 10 Kitabı’ndan başlayarak, Serlio ve Palladio’nun Mimarlık Üzerine kitaplarındaki doğa algısının mimarlıkta kültürü nasıl ikincil bir doğa olarak kurguladığını eleştirel bir literatür taraması üzerinden irdelemektedir. Doğa ve kültür arasındaki ilişki birbirleriyle çekişmeli bir tartışmayı ortaya çıkarmıştır. Bunun üzerine klasik dönemden günümüze doğrusal bir tarihsel anlatı içinde kültürün doğadan ayrılmasının eleştirisi adına temeller atılmıştır. Mimesis kavramının bu temeller üzerinden doğanın özünü ortaya çıkarmak için insan eylemi üzerinden anlamlı yorumlar ve örüntülerle ortaya çıkması da bu eleştirileri güçlendirmektedir. Mimesis mimarlığın zamansallığında doğa ile pazarlık içerisinde ve kültürel sürekliliklerin derinliğindeki yaratıcı ve anlamsal çıkarımlarla mimari imgeleri oluşturur. Böylece doğadaki bir nesnenin benzerliği veya işlevselliği doğanın taklidinin mimari imgesiyle kültürel kimlik kazanması ve gerçekliğin asimilasyonlarıyla temsil edilir.
Bu araştırma mimesis üzerine değinilen ifade ve söylemlerle mimesisin yalnızca doğayla ilintili değil, aynı zamanda kültürel bağlamda da ortaya çıkan biçim ve geleneklerle mimarlık disiplininde yapay bir düzen oluşturduğunu savunmaktadır. Belirli evrensel veya mutlak değerlerle doğayı ve kaynaklarını insan mükemmelliğine göre evcilleştiren, kültür ve mimarlık üretiminin kökenlerine dayanan en belirgin pratik ilkel kulübedir. Çalışmada kültürün doğa üzerindeki rolü, ilkel mimarlığın ve mimarinin kökenlerinden gelerek doğanın kültürel olarak değerlendirmesini temsil eden ilkel kulübe üzerinden gözlemlenmektedir. Çalışma ilk olarak Vitruvius’un antik dönemde mesken olarak ele aldığı ilkel kulübenin, 18. yüzyılda Marc-Antoine Laugier ve Jean Nicolas Louis Durand’ın ve 19. yüzyılda Gottfried Semper’in bakış açılarına ve kurgularına göre yeniden şekillenmesi ve temsiliyetini sorgulamaktadır. Mimarlığın evrensel dilini karakterize ederken doğanın kısıtlayıcı koşulları altında “bütün bir destek ve ölçü sistemine dönüşen iki gövdeye düşen bir ağaç dalının kazası” olarak ilkel kulübe, doğal koşulların mimesis ve analoğu ile bilişsel temsiller ve şemalar zemininde kültüre ilerleyen insan zihnini çağrıştırır. Mimarlığın temelleri doğadan gelen basitlik, sağlamlık, düzenlilik ve simetri normlarının manevrasıyla, içerisinde sosyo-kültürel bir ekonominin döndüğü ilkel kabinlerden, anıtsallık ve süslemenin ön plana çıktığı mimari elemanların toprak yığını üzerinde çevrelenip, bütün bu oluşumu korumak adına üst örtünün getirildiği ve zenginleştiği konut kavramına doğru evcilleştirilir. Mimesis, özne ve nesne (doğa/kültür) arasındaki antitezin ötesine geçerek modern dönem ve sonrasında antikiteden farklılaşmıştır.
Mimesis histografisi üzerinden gelişen çalışma, ilkel kulübelerin gelişimindeki mütevazi başlangıçları daha sonraki bir aşamaya eklemleyerek oldukça karmaşık mekan yaratma bilincine ışık tutmaktadır. Doğayı manipüle edilecek bir ontolojik gerçeklik olarak ele alarak günümüze kadar gelişen mimarlık pratiği doğa-kültür doktrini üzerinde değişen paradigmayı öne çıkarır. Bu paradigma, 21. yüzyılda doğadan geri çekilmek için mimesisi bir jeneratör olarak kullanarak mimari prototipler yaratmanın yerine sosyo-mekansal süreklilik içerisinde doğa-kültür diyalektiğini yeni ve var olmayan olasılıklara doğru yönlendirir. Geometrik soyutlamanın arkitektonik kavramı olan mimesis, daha nesnel, rasyonel ve maddi olarak insan kültürüne yakın ikinci doğadan gelişen ve birçok boyuttan oluşan yeni bir dünya olarak temsil edilir. Bütün bu temsil ve soyutlama süreci ve mimarlıktaki yaratıcı dürtü “mimesisin genel şemsiyesi” altında taklitten öte duyusal bilgi kümülatifi olarak toplanabilir. Böylece mimarlık, insana ve çevresindeki nesnelere aracılık ederek duyusal bilgi akışıyla insanın iç doğasını daha da yansıtır. Mimesisin yaygın olarak uygulanması, doğayı metalaştırarak mevcut teknolojiye uyum sağlayan mimari tasarıma entegre edilir. Malzeme kullanımındaki yaratıcılık, uyarlanabilirlik, ölçeklenebilirlik ve optimize edilmiş üretim teknikleri aracılığıyla, doğanın değişmez yasalarını göz ardı ederek, doğadan arındırılmış optimal modeller kolayca karakterize edebilir. Bu çalışma, tipik ve eleştirel bir model olarak ilkel kulübenin mimesis üzerinden mimarlık disiplinindeki varoluşunun literatürde yeniden değerlendirilmesi sonucunda, doğa-kültür diyalektiği içerisinde yalnızca doğa ile sınırlı kalmayan bir kültür verisi olduğu kanısına varmaktadır. Böylelikle, kültürü takip etmek için doğasal varoluştan, fikirlerin daha refleksif ve örgütsel yansıdığı bir mimarlık imajına doğru mimesis bütünlüğü içerisinde farkındalık yaratılabilir.

Anahtar Kelimeler: Doğa, kültür, mimesis, ilkel kulübe, köken, mimarlık.

Feyza Topçuoğlu. Architecture Taking Shape Between Nature and Culture: The Primitive Hut as a Man-Made Creation. Tasarım Kuram. 2022; 18(35): 1-18

Corresponding Author: Feyza Topçuoğlu, Türkiye
Manuscript Language: English
LookUs & Online Makale