Mimarlıkta Dil Analojisine İlişkin Tarihsel Bir Araştırma
Linguistic Analogy In Architecture
DOI:
https://doi.org/10.59215/tasarimkuram.409Anahtar Kelimeler:
Analoji- Mimarlık,- Mimari Bilgi- Mimari Kuram- Dil.Özet
Bu makalede, mimarlık alanında asırlardır varlığını sürdüren dil analojileri tarihsel bir perspektiften incelenmektedir. Başka bir deyişle, mimarlıktaki dil analojilerinin, en erken oluşumlarından çağdaş yaklaşımlara kadar uzanan bir süreçte, izi sürülmektedir. Burada amaç, dilsel analojilerin mimari tasarım düşüncesini farklı yönlerden harekete geçirdiği ve mimari bilginin üretimi ve yorumlanmasında bilişsel araçlar olarak işlev gördükleri savını sunmaktır. Analojiler genellikle, karmaşık ve daha az bilinen varlıkların keşfedilmemiş doğasını, onları tanıdık ve sezgisel olarak yaklaşılabilir bir şeye benzeterek anlamak ve açıklamak için kullanılır. Analojik akıl yürütme yoluyla, bir olgu için var olan bilgi, hakkında net bir bilişin bulunmadığı başka bir olguya aktarılır. Bu anlayış mimari bağlama aktarıldığında, daha az bilinen mimari öz, daha tanınabilir olduğu öngörülen diğer bir alanın içgörüleri aracılığıyla gözlemlenebilir hale gelmektedir. Tahmin edilebileceği gibi uygulanan tüm analojilerin bu hedefe ulaşamadığı açıktır; ancak bu makalenin ortaya koyduğu üzere mimaride dil analojileri, mimarlığın kuramsal sınırlarını genişletmiş ve yüzyıllara yayılan bir sürekliliğe sahip olmuştur. Araştırmanın işaret ettiği gibi, mimarlıktaki dil analojilerini irdelemek, mimarlığın tarihsel süreç boyunca sahip olduğu açmazları ve idealleri açığa çıkarmaktadır. Mimarlık, özellikle bilgi üretimi açısından oldukça karmaşık ve çok katmanlı bir disiplindir. Mimarlar, farklı kuramsal yaklaşımlar oluşturmak, bu yaklaşımları geliştirmek ve iletmek, ve yeni bilgi üretmek için yaratıcı düşünme bağlamında, analojiler de dahil olmak üzere, pek çok farklı yöntemden yararlanır. Analojilere olan eğilim, kaçınılmaz olarak analojilerin mimari düşüncede işlevsel araçlar olarak nasıl değerlendirildiği sorusunu gündeme getirir. Elbette, sadece mimarlıkta değil, birçok farklı alandaki araştırmacılar, karmaşık varlıkların doğasını, daha bilindik olana benzeterek açıklamak ve anlamak için
analojileri kullandılar. Yüzyıllar boyunca, iki farklı olgunun yapısal olarak benzetilmesi yoluyla, analojik düşünme bir karşılaştırma aracı olarak tanındı. Dahası, yeni bilgi edinme sürecinde güçlü bir ilişkisel kategori olarak analojinin bilişsel rolü, birçok bilimsel çalışmanın odak noktası oldu. Öte yandan, analojiler mimaride önemli miktarda söylemsel ve metinsel varlık kazanmış olsa da, mevcut mimari literatürde analojilere ilişkin dikkate değer çok az bilimsel araştırma bulunmaktadır. Yukarıda değinildiği üzere, analojiler, iki temsil arasında soyut eşleşmeler içerir. Elbette daha kapsamlı bir eşleşme, söz konusu analojiyi daha iyi bir mekanizma haline getirir; ancak bir analojiye güç sağlayan, genel özellik örtüşmeleri veya somut benzerlikler değildir (Gentner, 1983). İkna edici bir analoji, bir olgu için geçerli olan bilgiyi, hakkında kesin bir anlayışa sahip olunmayan başka bir olguya aktarır. “Mimarlık dil gibidir” analojisi de mimarlığın, dilin bilgisini kendisine aktarabileceği iddiasıdır. Gentner’in argümanına uygun olarak, buradaki temel fikir, bu analojinin, dilin kendi bilgi alanında iyi kurgulanmış ve kavranmış ilişkisel yapısının, mimarlığın daha az aşina olunan bilgi alanına da uygulanabileceğine dair varsayımsal bir doğrulama sunmasıdır. Dilin yapısal potansiyelinden ve analojiye uygunluğundan cesaret alan bu makale, dilsel analojiyi çoklu rolleri aracılığıyla incelemekte ve mimarlığın doğası hakkında neyi açığa çıkardığını tartışmaktadır. Buna bağlı olarak, ortaya konması gereken, dilbilimden ilham alan korelasyonların ve analojik kurguların (dil ve mimari, metinler ve binalar, kelimeler ve tektonik formlar gibi) mimarlığa dair derinlikli bir anlayış sağlayıp sağlamadığıdır. Bu çalışmayı motive eden ve bağlamsallaştıran, öncelikle, analojik akıl yürütmeyi esnek, dönüşümlü, kavramsal ve ilişkisel düşünmenin bir yolu olarak ele alması, ve ikinci olarak, mimarlığı çeşitli ilişkilerin, nesnelerin, olguların, kuramların, paradigmaların ve temaların söylemsel bir alanı olarak görmesidir. Bu anlayış çerçevesinde, analojiler aracılığıyla hayata geçen ilişkisel düşünme, disiplinlerarası mimarlık bilgisine ilham verebilir, zenginleştirebilir ve sistematize edebilir. Mimarlıkta dilsel analoji, mimari düşüncenin sınırlarını genişletmeye teşvik eden bir unsur olarak görülebilir. Dilsel analojiler, kimi zaman, başka disiplinleri de etkisi altına alan bir dil coşkusunun, kimi zaman, dilbilimdeki atılımlardan aktarım yapma isteğinin, çoğu zaman ise, yenilikçi bir yaklaşımı güvenilir bir benzetme yoluyla güçlendirme gereğinin mekanizması olarak ortaya konur. Bu farkındalıkla, yüzyıllar boyunca dilsel analojilerin mimari bağlamdaki dönüşümünü irdelemek, örneğin, Vitruvius’a uzanan erken izleri açığa çıkarmak, on sekizinci yüzyılda ilk kez kuramsal bir araç olarak kullanımına tanıklık etmek, ve yirminci yüzyıla damga vuran dilbilimin mimarlıktaki etkilerini irdelemek, araştırmacıyı mimarlığın kuramsal zemini hakkında ilginç saptamalara ulaştırmaktadır.









