Sanayi-i Nefise Mektebi Fenn-i Mimari Şubesi Kuruluş Dönemi ve Mezunları
Ottoman Imperial School of Architecture
DOI:
https://doi.org/10.59215/tasarimkuram.410Anahtar Kelimeler:
Sanayi-i Nefise Mektebi Fenn-i Mimari şubesi- Osman Hamdi Bey- Alexandre Vallaury- Ecole des Beaux Arts- 1.Milli Mimari Akımı.Özet
Osmanlı Hassa Mimarlar Ocağı’nın yetersizleşmesi ve ardından lağvedilmesi, ondokuzuncu yüzyıl başından itibaren, sistemli
bir eğitimle yetkin mimarlar yetiştirmek amacına yönelik çabaları tetiklemiştir. Neredeyse bir yüzyıl süren bu girişimler, nihayet Osman Hamdi Bey’in tekrarlı ve ayrıntılı dilekçelerine cevaben Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşuna karar verildiğini bildiren 1 Ocak 1882 tarihli irade-i seniyye ile sonuca ulaşmıştır. Osman Hamdi Bey, mevcut Müze Müdürlüğü görevinin yanısıra yeni kurulacak okulun müdürlüğüne de atanırken hızla ekibini oluşturmaya girişmiştir. Kurucu ekibinin bir başka üyesi ise, Ecole des Beaux Arts’taki mimarlık eğitimi ve Paris’teki mimarlık işleri sonrası İstanbul’a yeni dönmüş olan Alexandre Vallaury olacaktı. 1882 yılı boyunca yapılan hızlı çalışmalarla, Mekteb-î Sanayi-î Nefise-î Şâhâne, yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin resim, heykel, fenn-i mimari, hakkaklık ve tezyinat bölümleri için ilk yönetmelik ve müfredatının hazırlanmış, okulun idari ve akademik kadrosu oluşturulmuş, bir yandan da okul binası tasarım, finansman, yapım ve donatım işleri tamamlanmıştır. 3 Mart 1883’te törenle açılışı yapılan okula öğrenci kabul edilerek, resim şubesi ile beraber mimarlık şubesi de hemen eğitime başlamıştır. Böylece Türk mimarlık eğitimi ve meslek pratiğinde yeni bir sayfa açılmış olur. Dönemin siyasi ve ekonomik bağlamı çerçevesinde, ülkenin mevcut bayındırlık ve nüfus profili ile mimarlık eğitiminin yeniden yapılandırılması için verilmiş layihalar, hazırlanmış yönetmelikler ve Osman Hamdi Bey’in dilekçeleri incelendiğinde, Sanayi-i Nefise Mektebi ve mimarlık bölümünün kurulmasındaki temel motivasyonlar ortaya çıkmaktadır. Osman Hamdi Bey, dilekçelerinde sanata dayalı bir Osmanlı kültür politikasının yanı sıra, ülkenin kültürünü ve özelliklerini bilen, yeni ve özgün Türk Sanatı üretebilen yetenekli profesyonellere ihtiyaç olduğunu özellikle ifade etmiştir. Diğer bir motivasyon ise yeni teknoloji ve malzemeleri bilen, Osmanlı şehirlerinin inşaat ve altyapı işlerini üstlenebilecek yetenekli mimarlar yetiştirmekti. Çünkü İstanbul ve özellikle Osmanlı liman şehirleri, dünya ticaret ağındaki konumlarını kaybetmemek için acilen modernizasyona ihtiyaç duyuyorlardı. Nihayet, yeni bir Türk mimarisinin yaratılabilmesi ve sürdürülebilmesi için özellikle Osmanlı tebaasının ve o güne dek mimarlık mesleğine mesafeli duran Müslüman Osmanlıların teşvik edilmesi ve mimarlık bilgisi ile donatılması gerektiği de vurgulanmıştır. Sanayi-i Nefise Mektebi, kurucusu Osman Hamdi Bey için, yeni Osmanlıcı ideolojisine paralel belli bir doğrultuda süregelen kariyerinde yeni ve tamamlayıcı halkayı oluşturmuştur. Paris Ecole des Beaux Arts’ta resim eğitimi ile başlayan bu süreç, Osmanlı pavyonu için 1873 Viyana sergisi hazırlıkları, Usul-ü Mimari-i Osmani mimarlık tarihi kitabının derlenmesi, arkeolojik çalışmalar ve Müze-i Hümayun Müdürlüğü ile devam eden çalışmaları içermekteydi. Sanayi-i Nefise Mektebi’nin ilk ve uzun yıllar tek mimarlık atölyesi profesörü olacak olan levanten Osmanlı mimarı Alexandre Vallaury ise, Ecole des Beaux Arts’ta aldığı uzun mimarlık eğitimi ve Paris’te profesyonel deneyiminin ardından İstanbul’a yeni dönmüştü. Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki kurucu mimarlık profesörü pozisyonu, Vallaury’nin bilgisini ve deneyimini kullanması ve bunları öğrenciler aracılığıyla yayması için bir fırsattı. Bu açıdan, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde, Ecole des Beaux Arts’ın yönetmelik, müfredat ve atölye sisteminin uygulanması, onunla benzer kampüs yapısının kurgulanması ve yeni Osmanlı mimarlık eğitiminin de müzeler, arkeolojik çalışmalar ve sergilerle bütünleşik olması şaşırtıcı değildir. Ayrıca, Paris örneğinde olduğu gibi, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin mimarlık öğrencileri ve mezunları da, çok geçmeden hocaları eşliğinde ülkenin belli başlı mimarlık işlerinde yer alacaklardı. Öte yandan Vallaury’nin bu yeni okuldaki mimarlık atölyelerini, 1840’lardan itibaren Paris ve Ecole des Beaux Arts çevrelerinde hakim olan eklektizm söylemi çerçevesinde yürüttüğünü savlamak da mümkündür. 20.Yüzyılın başı itibarıyla, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin mimarlık bölümü, hem sayı hem de köken ve milliyet çeşitliliği açısından öğrencilerini büyük ölçüde artırmıştır. Akademik bünyeye de yeni profesörler eklenmişti. Okulun mimarlık mezunları, çeşitli kurumların çalışanı veya serbest meslek erbabı olarak dikkate değer mimarlık işleri gerçekleştiriyorlardı. Birçoğu yığma yapılar ve dökme demir strüktürün yanı sıra dönemin yeni teknolojisi olan betonarmeyi de uygulamıştır. Neoklasik ve eklektik üslupların yanı sıra Art Nouveau ve 1. Ulusal Mimari üsluplarda eserler vermişlerdir. Mezunların ülkenin mimarlık mirasına dair belgeleme ve koruma çalışmaları da dikkati çekmektedir. Böylece okulun kuruluşunda etkili olan saik ve hedefler büyük ölçüde gerçekleştirilmiş ve Sanayi-i Nefise Mektebi kurumsallaşmıştır. Bu çalışma büyük ölçüde arşiv belgelerine ve birincil kaynaklara dayanmaktadır. Araştırmanın amacı, gözlemlenebilen ve belgelenebilen Sanayi-i Nefise İdaresi ve Mektebi kuruluş motivasyonlarından hareketle, öncelikle Osmanlı Devleti’nde Türk- Osmanlı unsurlarıyla kurumsal ve kapsamlı bir Güzel Sanatlar İdaresi’ni oluşturma çabasını ve yeni mimarlık eğitiminin bu idarenin içindeki yerini aydınlatmaktır. Ardından kuruluş sürecinin üstünde durularak, 1928 yılında Namık İsmail Bey yönetiminde Güzel Sanatlar Akademisi adını aldığı döneme dek, Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Mimarlık Bölümü’nün erken dönemlerindeki işleyişe odaklanılmaktadır. Nihayet, makale, yoğun bir arşiv belgesi taraması eşliğinde, bu dönemin mimarlık mezunlarının kimliklerini, çalışmalarını ve kariyerlerini tanıtmaya çalışmaktadır.









